Haber Muhteşem http://www.habermuhtesem.com Haberin Merkezi Wed, 20 Mar 2019 20:25:55 +0000 tr-TR hourly 1 http://cdn.habermuhtesem.com/uploads/2016/11/cropped-hayret-türkiye-1-1-32x32.png Haber Muhteşem http://www.habermuhtesem.com 32 32 119102149 BİR TAKIM ANSİKLOPEDİ http://www.habermuhtesem.com/bir-takim-ansiklopedi-7231.html http://www.habermuhtesem.com/bir-takim-ansiklopedi-7231.html#respond Wed, 20 Mar 2019 20:25:55 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7231 Genç delikanlı odasına girip kütüphanesindeki...

BİR TAKIM ANSİKLOPEDİ yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Genç delikanlı odasına girip kütüphanesindeki bir sıra ansiklopedinin olmadığını görünce annesine sordu ne oldu diye, annesinin kitapları verdiğini öğrenince başladı söylenmeye.

“Nasıl verirsin anne onca ansiklopediyi?” “Oğlum ansiklopedilere baktığın mı vardı ki? Sen orta okula başlarken almıştık, 10 seneyi geçti. Kardeşin bile, bir kere açtığı yok, her şeyi internetten bakıyorum, bana lazım değil dedi. Şimdi kel öldü sırma saçlı, kör öldü badem gözlü mü oldu? Kaldı ki ölen mölen de yok, hayra verdim.”

“Nereye?” “Kardeşinin okulundan söylediler. Hayırsever insanlardan toplanan kitaplar Güneydoğu’daki okullara, fakir çocuklara gidecekmiş.” “Çok gider” “Gider gider. Benim niyetim iyi, hayır niyetiyle verdim en azından.”
“On sekiz cilt anne, kaynak kitaptı onlar. Hepsi bir yerde olmayınca olur mu, kim bilir şimdi yarısı nereye öbür yarısı nereye gider. Belki yerine ulaşır diye verilir mi yahu?

“Belki uğruna değil evladım, fakir çocuklar uğruna…” Yapmacık bir kızgınlık göstererek çıkıştı oğluna; Çok konuşma hadi, çıkar üstünü başını, elini yüzünü yıka da sofra hazır. Baban da şimdi gelir. Aradan beş yıl geçer. Polis olan oğulları Doğuda görev yapmaktadır. Sık sık her fırsatta telefon ile görüşürler;

“Selamun aleyküm baba!” “Aleyküm selam oğlum… Nasılsın, iyi misin?” ” Elhamdülillah gayet iyiyim baba.”
“Doğru söyle, iyi misin? Bak bizi kandırma..  Aşk olsun baba, dedim ya, iyiyim çok şükür. Yalnız…” “Ne oğlum? Problem mi var? “Yok ya baba… Yalnız bir iki gün telefon edemeyebilirim.”

“Yine mi operasyona çıkıyorsunuz? Yapacak bir şey yok baba. Aaa yapacak şey deyince, şimdi aklıma geldi. Annemi verir misin baba, annemi ver, ona çarpıcı bir şey anlatacağım. Anne, baba ile oğulun telefon konuşmaları boyunca âdeta titreyerek, eşinin sol koluna yapışmış olarak oturuyordu.

Eşinden telefonu aldı ve ağlamaklı bir şekilde seslendi; “Oğlum, evladım?” “Yapma anne, yapma, ağlama gözünü seveyim.” “Nasıl ağlamayayım oğlum? İyi misin sen? Kış geliyor, burada bile havalar soğumaya başladı, üşüyor musun? Yine mi araziye çıkacaksınız?

“Dinle anne… Dün göreve bir köye gittik burada… Tanıdığım bir arkadaşım da o köyde öğretmen. Amirimiz muhtar ile görüşürken yanına uğradık. Okuldaki durumu anlatırken “Milli eğitimden gelen 2 bilgisayar var, ama burada internet yok, ben ilçedeki evimde yükleyip getirdiklerimi çocuklara gösterebiliyorum, şu ansiklopediler daha çok işe yarıyor” deyince kafamı kaldırdım anne bir de ne göreyim?

“Ne gördün oğlum?” “Ansiklopedilerimi gördüm anne, üstelikte hepsi bir arada, kapağının içinde ismim yazıyor. İstanbul’da kendi elimle yazdığım yazı Şırnak’ın bir köyünde karşıma çıktı. İnanılır gibi değil. İyi ki bu ansiklopedileri vermişsin anne, inan seni görmüş gibi oldum burada. Anne gözyaşları ile “Oğlum, canım evladım benim” Gözyaşlarına hanımından saklamaya çalışan baba titreyen dudaklarla kendi kendine söylendi: “Aslan oğlum benim”

BİR TAKIM ANSİKLOPEDİ yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/bir-takim-ansiklopedi-7231.html/feed 0 7231
PADİŞAH NE İMİŞ GÖRSÜNLER… http://www.habermuhtesem.com/padisah-ne-imis-gorsunler-7227.html http://www.habermuhtesem.com/padisah-ne-imis-gorsunler-7227.html#respond Wed, 20 Mar 2019 19:16:07 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7227 Sultan Abdülaziz Hân'ın bindiği Sultaniye vapuru...

PADİŞAH NE İMİŞ GÖRSÜNLER… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sultan Abdülaziz Hân’ın bindiği Sultaniye vapuru bütün ihtişamı ile sahillere yığılmış Fransız halkının pür dikkat bakışları altında 28 Haziran 1867 sabahı Fransa’nın Tulon limanına varmıştı. Rıhtımda dük Dö Trant, General Bevil, Marki Dö Ko, Verşer Dö Refiye ve kumandan Dreyse sıraya dizilmişler, halk da arkalarında “Vive le Sultan“ alkışlarıyla rengârenk bir manzara içindeydiler.

Fransız donanması alay sancaklarıyla donanmış, top atışlarıyla onu selâmlıyorlardı. Orada sultanı karşılayanlar arasında elçimiz Mustafa Fâzıl Paşa ve bilumum Türk tebaa da vardı. Zât-ı şâhâne tarafından kabul ve iltifâta mazhar olanlar arasında Fransa’daki Türk tebaadan sayılan

Araplar, Mısır Kölemenleri, Türkistanlılar, Afganlılar, sair Müslümanlar, Ermeniler, Rumlar, Musevîler ve diğer milletler hepsi bir aradaydı ve Fransa’nın pek çok yerinden kalkıp sultanlarına arz-ı ubûdiyet etmeye gelmişlerdi.

Bunlar içinde resmî vazifeli olanlar fesli ve üniformalı idiler. Bir ara nûrânî yüzlü bir Osmanlı annesi, Âl-i Osman padişahının önünde diz çökmüş, eteğini öpmeye çalışıyordu. Sultan onu ellerinden tutarak kaldırdı ve iltifatlarda bulundu. O sırada ihtiyar kadıncağız şunları söylüyordu: “Şevketmeab! Hacdan bu sene döndüm. Rüyamda zât-ı şevketlerinin huzurunda vusûle mazhar olduğumu görmüştüm.

İşte rüyam hakikat oldu. Artık Allah seni de, azametlü devletini de, mübârek mülkünü ve aziz milletini de kem gözlerden korusun. Bu Frenkler hükümdar ne imiş şimdi görsünler!.” Sultan Abdülaziz’i ağlatan bu sözler, belki de Fransa ziyaretinin en mânâlı cümleleriydi.

Gerçekten de o ve ertesi günlerde Avrupa bir padişah nasıl olurmuş gördü. Fransız hanımlar Osmanlı sultanına yaklaşamadılarsa da hizmetkârlarına ellerini değdirmek için yarıştılar. İki yıl boyunca Osmanlı kıyâfetleri Fransa’da moda oldu ve herkes Osmanlı gibi davranmakta yarıştılar.

Bu örnek asâlette şüphesiz o ihtiyar kadının duâsı vardı ve bütün ziyaret heyetine bir mânevî hava katmıştı. Otuz yedi yaşındaki padişahın genlerindeki asâletini, çevresindekilerce nasıl hayranlık içinde izlendiğini, o günleri yaşayanların hâtıralarından ve bu ziyareti anlatan kitaplardan okumak daima mümkündür…

PADİŞAH NE İMİŞ GÖRSÜNLER… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/padisah-ne-imis-gorsunler-7227.html/feed 0 7227
MUHTEŞEM BİR AŞK… http://www.habermuhtesem.com/muhtesem-bir-ask-7224.html http://www.habermuhtesem.com/muhtesem-bir-ask-7224.html#respond Wed, 20 Mar 2019 18:22:07 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7224 Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiğinde...

MUHTEŞEM BİR AŞK… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp hâkimiyetin yerleşmesi için bu şarttır. Bu sırada bir çadırda kalıyor ve çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir câriye vardır ki, Mısırlı bir kız, adı da Aliye’dir. Yavuz Selim Han sabah çıkınca, geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor ve akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor.

Câriye bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı, diğer tarafta basit bir câriye. Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız bir hale getirir. Fakat gönül ferman dinlemez. Cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, bir şekilde padişaha açılmaya karar verir.

Câriye padişahın karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından, yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Üç kelimelik bir not yazarak çadırdaki yatağın üzerine bırakır. Notta sadece üç kelime yazılıdır: “Derdi olan neylesin?”
Akşam çadırına gelip de yatağının üzerinde küçük bir kağıt parçası bulan Yavuz Sultan Selim Han, kağıdı okuyunca bunu yazanın, çadırını süpüren câriye olduğunu anlar. Ve kağıdın arkasına cevabını yazar: “Derdi neyse söylesin.”

Kağıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Bir müddet sonra Câriye temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kağıdı arar. Kağıdı bıraktığı yerde duruyor bulur, alıp okuduğunda heyecanı bir kat daha artar. Aldığı cevaptan cesaretlenip,altına şu cümleyi ekler: “Korkuyorsa neylesin?”

Akşam olur. Padişah çadıra döner. Kağıdı okur ve cevabı yazar: “Hiç korkmasın söylesin.” Sabah bu cevabı okuyan câriye artık kararını vermiştir: Ne olursa olsun, aşkını bu akşam söyleyecek. Ve o gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip beklemeye başlar. Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulur.

Cariye, görünce başı önünde hemen ayağa kalkar. Yavuz Selim Han; “Buyur, seni dinliyorum” deyince, cariye tüm cesaretini toplamaya çalışırken, heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştur. Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle: “Efendim… Cariyeniz… Size…” ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır.

Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eden cariyenin, bu tertemiz aşkı karşısında Yavuz Sultan Selim gözyaşlarını silerek etrafındakilere şöyle der: “Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.”

MUHTEŞEM BİR AŞK… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/muhtesem-bir-ask-7224.html/feed 0 7224
BEN BİR PUSULA YAZDIM… http://www.habermuhtesem.com/ben-bir-pusula-yazdim-7221.html http://www.habermuhtesem.com/ben-bir-pusula-yazdim-7221.html#respond Tue, 19 Mar 2019 21:57:37 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7221 Çanakkale Savaşı...

BEN BİR PUSULA YAZDIM… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çanakkale Savaşının en kanlı sahneleri yaşanıyordu. Kocadere Köyüne büyük bir sargı yeri kuruldu. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Sivaslı, kimi Halepli, kimi Antepli, kimi Muşlu çok sayıda yaralı buraya getiriliyor ve burada tedavi ediliyordu.Yaralı kahraman erlerden biri de Lapseki’nin Beypaş Köyünden Halil’di. Halil’in yarası oldukça ağırdı. Zor nefes alıp vermekteydi.

Alçalıp yükselen göğsüyle hayata biraz daha tutunabilmek için komutanının elbisesine sıkı sıkıya yapıştı. Nefes alıp vermesi gittikçe zorlaşıyordu. Dudaklarından tane tane ve kesik kesik dökülen kelimelerle komutanına dedi ki: “Komutanım! Ölme ihtimalim… çok fazla… Ben bir pusula… yazdım… Alın, bunu… arkadaşıma…. ulaştırın.”
Tekrar derin derin nefes alıp defalarca yutkunan Halil, devam etti:

“Ben…. ben… köylüm… Lapsekili… İbrahim Onbaşı’dan… bir Mecidiye… borç aldıydım… Kendisini…bir daha göremedim…Belki ölebilirim…ölürsem…söyleyin… hakkını…bana…helâl…etsin…” Komutan duygulandı. Halil’in kırmızıya boyanmış alnını eliyle silip saçını okşarken:

“Sen onu merak etme evlâdım” dedi. Halil, son nefeste bir kez daha mırıldandı. “Komutanım… ben… ölürsem…söyleyin…hakkını…helâl…etsin…” Ve… Kahraman er Halil, biraz sonra komutanının kolları arasında kan kaybından şehit oldu. Sargı yerine sürekli yaralılar getiriliyordu.

Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaşmadan şehit düşüyordu. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyordu. Fazla zaman geçmedi. Komutana yeni bir künye ve yanında bir pusula ulaştı.
Komutan gözyaşlarını silmeye fırsat bulamamıştı.

İçinde bir not bulunan pusulayı açıp okuyunca, olduğu yere yığılıp kaldı. Ellerini yüzüne kapattı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Pusuladaki not şöyleydi: “Ben Beypaş Köyünden arkadaşım Halil’e bir Mecidiye borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin. Ben hakkımı helâl ettim.”

Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

BEN BİR PUSULA YAZDIM… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/ben-bir-pusula-yazdim-7221.html/feed 0 7221
MECNUN’UN AŞKI… http://www.habermuhtesem.com/mecnunun-aski-7218.html http://www.habermuhtesem.com/mecnunun-aski-7218.html#respond Tue, 19 Mar 2019 09:50:27 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7218 Leyla ile Mecnun...

MECNUN’UN AŞKI… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Leyla ile Mecnun’un meşhur olmasının nedeni, Mecnun’un şair olması ve aşklarını şiire dökmesidir. Böylece aşkları dilden dile, gönülden gönle aktarılmıştır. Şair, Leyla’ya duyduğu aşkı anlatmıştır. Bu tutkulu aşktan dolayı Mecnun adı verilmiştir. Bu aşk gerçekten de şairin delirmesine neden olacaktır.

Aşkı onun delirmesine neden olduğundan kendisine deli anlamında Mecnun denilmiştir. Daha sonra Leyla ve Mecnun aşkı bütün Türk, İran ve Arap kültüründe derin izler bırakacaktır. Leyla ve Mecnunun aşk hikâyesi İslam milletlerinin edebiyatlarında önemli bir yer tutmuştur.

Bir anlamda bu sözlü kaynaktan gelen şiirsel anlatımlarla halk arasında dilden dile söylenen hikaye menkıbe ve rivayetlere dayanmaktadır, sonrasında yazıya geçirilmiştir. Leyla ile Mecnun hikayesini gerçek anlamda ilk defa bir eser olarak aslen Türk olan Fars edebiyatının büyük şairi Gencelli Nizâmi (1150-1214) kaleme almıştır. 4718 beyit bulunan Leyla ile mecnun adlı eserini 1118 yılında bitirmiştir.

İşte o dilden dile anlatılan menkıbelerden biri; Bir gün Padişah Mecnun’u sarayına davet eder. Konuşmaya başlar
Senin Leyla dediğin kızı ben gördüm. Hayret sen nasıl öyle bir kıza aşık oldun? Leyla dediğin öyle ahım şahım, uğruna çöllere düşülecek kadar güzel bir kız değil. Cılız, esmer bir kız.

Bak ben senin için birbirinden güzel genç kızlar getirttim. Bak seç beğen evlen biriyle. Yazık sana çöllerde yaşıyorsun. Padişah kızları çağırttırır hepsi birbirinden güzel edepli ağırbaşlı kızlar. Sıraya dizilirler.

Mecnun kafasını bile kaldırıp bakmaz. Baş eğik gözler yerdedir. Padişah; “Kafanı kaldır da bir baksana” der Mecnuna. Mecnun; “Olmaz bakamam Hünkarım” der. Padişah sebebini sorar niye der. Mecnun cevaben şunları söyler; “Şuan Leyla’nın Aşkının kılıcı ensemde. Kafamı kaldırırsam boynumu keser”

Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

MECNUN’UN AŞKI… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/mecnunun-aski-7218.html/feed 0 7218
25 YIL SONRA TEK CELSEDE BOŞANDILAR… http://www.habermuhtesem.com/25-yil-sonra-tek-celsede-bosandilar-7214.html http://www.habermuhtesem.com/25-yil-sonra-tek-celsede-bosandilar-7214.html#respond Sun, 17 Mar 2019 22:47:20 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7214 Aynı üniversitede biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta.

25 YIL SONRA TEK CELSEDE BOŞANDILAR… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Aynı üniversitede biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, tekrar daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan otobüse bindiler. Birbirleriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında.

Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında… Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, o durağa geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra. Okullarını bitmeden daha 3. sınıfta hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu…

Bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de bir doktor ve bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü. Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı.

Uzun bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca,”bütün mutlulukların bizim olmasını istemek bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler… “Senin için ölürüm”derdi kadın ve adam “hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep.

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların sonlarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.

Adam, üniversite hastanesindeki bölüm başkanlığını bırakıp, özel bir hastanede çalışmaya başladı, ama tıp kongrelerini nerede olursa olsun ihmal etmiyordu. Kadın da mimarlık bürosunu yanındaki genç yardımcılarına bırakıp, sadece özel projelerde görev aldı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, virane durumda üzerinde “satılık” levhası asılı olan bir ev gördü kadın, “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terasında kahvaltı edeceğimiz, güneşin batışını seyredeceğimiz bir ev yaparız burayı.”

“Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?” diye yanıt verdi adam. “Tıp kongresinden döner dönmez, alalım burayı, sen emlakçıyla bağlantıya geç, burası bizimdir artık…” Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her fırsatta konuştular telefonla. Nihayet gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Döndükten sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın.

Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu sahildeki evi hatırlattı, nasıl yaparız diye. Emlakçıyla olan görüşmelerini, gereken bütçeyi anlattı, çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “O ev bizim bütçemizi aşıyor. Zaten bir sürü zahmeti de var gerek yok, boş ver ”

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, dil döktü boş yere… Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, daha da uzaklaşıyordu.

Bir gün, en iyi dostu olan arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen.”
Ertesi gün, öğle vakti restoranın karşısındaki arkadaşının iş yerinde beklemeye başladı.

Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı, evlerinde bile ağırladıkları onkoloji doktorunu tanıdı hemen. Kadınla olan samimiyetini gördü adamın… Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.

İlk celsede boşandılar… Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini duydu. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini yavaş yavaş en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefret almaya başlamıştı. Aradan bir yıl geçti. Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.
Bir sabah, çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü, donup kaldı bir şey diyemeden kadın;
“Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın.

Kanepeye oturup konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama artık dayanamayacağım. Geçen yıl Amerika’da ki kongre Sırasında öğrendi hastalığını ve bir kaç senelik ömrü kaldığını.
Buna dayanamayacağını, biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi.
Ben Amerika’ya yerleştiğim, O tedavi için gitti, fakat o birlikte gittiğimizi yaydı.

O tedavi görüyor, bende sık sık görüşüp tedavisini takip ediyorum. Kurtulamayacağına inanıyordu, benden söz aldı bunları sana anlatmayacağıma dair. Ne yazık ki iki gün önce vefat etti. Cenazesi hafta sonu uçakla gelecek. Bu yalanı daha fazla sürdürmenin en başından beri sana haksızlık olduğuna inanıyordum, her ne olursa yanında olmak isteyeceğini defalarca anlatmaya çalıştım ama ikna edemedim.

Fakat son anları yaklaşırken sana haksızlık ettiğini, böyle yapmaması gerektiğini, çok pişman olduğunu söyledi ve sana vermem için bu kutuyu verdi. Hayatında ikinci büyük şoku yaşıyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açtı. katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu. Sırayla okudu;

“Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.”
“Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?”
Kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın. Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: “Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta kahvaltı ederken, güneşin batışını izlerken, beni de yanında hatırla”

25 YIL SONRA TEK CELSEDE BOŞANDILAR… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/25-yil-sonra-tek-celsede-bosandilar-7214.html/feed 0 7214
SEVGİYE HASRET http://www.habermuhtesem.com/sevgiye-hasret-7211.html http://www.habermuhtesem.com/sevgiye-hasret-7211.html#respond Sun, 17 Mar 2019 08:07:44 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7211 Doğuştan şanslı olmak...

SEVGİYE HASRET yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Doğuştan şanslı olmak bu olsa gerek. Küçük kız özel okula, özel makam şoförü olan araçla gelip gidiyor. Annesi her şeyi ile ilgileniyordu. Şoför okul yönetimine ve kapıdaki güvenlik görevlisine tanıtılmış kızı okula bırakıp, okuldan alıyor.

Şoför annenden tenbihli, en az 10 dakika önce okul kapısında, soğuk havalarda kız üşümesin diye araba çalışır vaziyette bekliyor. Bir gün annesi çıkışta onu aldı, birlikte alışverişe gittiler.

Dönüşte evlerinin önüne yanaşan arabadan indiler, şoför de bagajdaki eşyaları çıkarırken küçük kızının dikkatini bir şey çekti, birden durdu. Yağmur damlacıklarıyla ıslanan gözlüğünü çıkartarak baktığı şey, babasıyla birlikte bisiklette giden kendi yaşlarında bir başka kız çocuğuydu.

Bisikletin arka tarafındaki minder üzerine oturan kız, düşmemek için babasına sıkı sıkı sarılmış ve soğuktan pembeleşen yanaklarını onun sırtına dayamıştı. Adam kızına bir şeyler söylüyor, küçük kızı kıkır kıkır güldürüyordu. Kaldırımdaki kızı bisikletin arkasından bakarken, annesi durumu fark edip:

“Evdekiler yetmiyor mu kızım gözün hâlâ bisikletlerde. Ama eğer beğendiysen, baban ondan da alır. Merak etme.” dedi. Küçük kız, yumuşak bir sesle: “Bisiklete değil kıza bakmıştım” dedi. “Babası o vaziyette bile kendisiyle sohbet ediyor da…” Annesi, küçük kızı hiç duymamış gibiydi. Onun kürklerle çevrili şapkasını düzeltirken:

“Bak etrafına çocuklar yaz kış demeden bu havalarda bile okula yürüyerek, yada servislerle gidip geliyor. Geliyor. Ama bak baban, seni özel şoförlü araba ile gönderiyor.” Kızın gözü hâlâ bisikletteydi. Kadın, alaycı bir ifadeyle: “İstersen babana söyleyelim bu soğukta o da seni bisikletle getirsin.

Ne de güzel yakışır, öyle değil mi?” diye devam etti Küçük kız, bu sözler üzerine inci taneleri gibi süzülen gözyaşlarını annesinden saklamaya çalışırken: “Çok isterdim” diye cevap verdi. “Belki ben de o zaman babama sarılabilirdim.” Şanslı olsaydım değil benim için nasip olanlar hakkımda hayırlı olsun deyin.

SEVGİYE HASRET yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/sevgiye-hasret-7211.html/feed 0 7211
ÇOCUĞUM DOĞDU… http://www.habermuhtesem.com/cocugum-dogdu-7208.html http://www.habermuhtesem.com/cocugum-dogdu-7208.html#respond Sun, 17 Mar 2019 08:00:19 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7208 Çocuğum doğdu. O dünyaya geldiği gün doğumuna yetişemedim, yetişmem gereken toplantılar, yapmam gereken seyahatler ve mutlaka sahip olmalıyız dediğimiz olmazsa olmazlarımız için ödenmesi gereken krediler ve de faturalarla meşguldüm. Birlikteyken nelerini gördüm, hatırlıyormuyum desem, evet hepsini biliyorum. İlk adımlarını yürümesini, ilk sözcükleri, konuşması, ama hep ben uzaklardayken öğrendi. Ve beni ne kadar az görse de […]

ÇOCUĞUM DOĞDU… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çocuğum doğdu. O dünyaya geldiği gün doğumuna yetişemedim, yetişmem gereken toplantılar, yapmam gereken seyahatler ve mutlaka sahip olmalıyız dediğimiz olmazsa olmazlarımız için ödenmesi gereken krediler ve de faturalarla meşguldüm. Birlikteyken nelerini gördüm, hatırlıyormuyum desem, evet hepsini biliyorum. İlk adımlarını yürümesini, ilk sözcükleri, konuşması, ama hep ben uzaklardayken öğrendi.

Ve beni ne kadar az görse de biraz büyüdüğünde, “Senin gibi olmak istiyorum baba” demeye başladı.”Ben de büyüyünce senin gibi olacağım.” Aslında bunlar beni rahatlatıyordu, “Tamam yaa, yanlış yolda değilim, bak biz kopuk falan değiliz, oğlum beni seviyor, benim izimden geliyor, beni örnek almak istiyor”

Sanki vicdanımın derinliklerindeki suçluluk ihmalkarlık duygusunu bastırmaya çalışıyordum. Ben zaten kimin için çalışıyordum ki?. Meğerse kendimi avutup kandırıyormuşum. O işler öyle değilmiş. Çitçinin misali, insan gençlikte ektiklerini yaşlanınca biçmeye başlıyormuş.

En iyi yaptığımız telefon görüşmeleriydi; “Baba, eve ne zaman geleceksin?” diye sorardı ikide bir. “Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum. Ama geldiğimde söz, birlikte çok güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin. Birlikte lunaparka gideriz, top oynarız, istersen hayvanat bahçesine gideriz.”

Sözler vaatler 10 taneden 1 tanesini bile tutabildiysem çok iyi. Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum biraz daha büyüdü, ona güzel bir top aldım. “Top için teşekkürler baba, birlikte ne zaman oynarız?” “Bugün olmaz, tamamlamam gereken işler var haftaya, tamam mı?  Tamam baba. Ben de büyüyünce senin gibi olacağım.”

O haftaya dediğim günü bir türlü yakalayamadım. Yıllar öylece geçip gitti, liseden, sonra üniversiteden mezun oldu oğlum. Mezuniyetinde, başka birçok baba gibi, benim de söylemem gereken bir şeyler vardı. “Seninle gurur duyuyorum oğlum gel, şöyle annenle birlikte bir yerde biraz oturalım; sana diyeceklerim var.”

Başını salladı ve gülümseyerek: “Arkadaşlara sözüm var baba, siz oturun annemle. Sonra görüşürüz, oldu mu?”
Yıllar öylece geçip gitti. Emekli oldum. Artık bol bol vaktim vardı. Oğlum ise başka bir şehirde iyi bir iş bulmuştu, orada yaşıyordu. Bir gün ona telefon ettim.

“Eğer sence de uygunsa, hafta sonu buraya gel de hasret giderelim, ne zaman gelirsin oğlum” dedim. “Sevinirim baba, ne zaman olur bilmiyorum. Bir bakayım, müsait bir vakit bulabilirsem, gelirim. Ama şu sıralar işlerim çok yoğun. Fakat seninle görüşmeyi ben de istiyorum, Şimdi bir iş görüşmem var, ona yetişmem gerek. Sonra görüşelim bu konuyu. Geldiğimde birlikte güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin.”

Aralıklarla yapılan 10-15 telefon görüşmesi aynı sözlerle, fakat üzerinden 1 yıl geçti oğlum hâlâ gelecek .Geçte olsa oğlumun çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini anladım. Çocukluk hayali olan örnek aldığı babasına benzediğini. Büyüyünce tıpkı Babası (?) gibi olduğunu. Hayatımızda çok şeylere sahip olabiliriz ama “zamana ve ertelediklerimize” bir daha asla.

ÇOCUĞUM DOĞDU… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/cocugum-dogdu-7208.html/feed 0 7208
Zillet içinde yaşayacağımıza İzzet içinde ölelim daha iyidir. http://www.habermuhtesem.com/zillet-icinde-yasayacagimiza-izzet-icinde-olelim-daha-iyidir-7205.html http://www.habermuhtesem.com/zillet-icinde-yasayacagimiza-izzet-icinde-olelim-daha-iyidir-7205.html#respond Sat, 16 Mar 2019 18:15:14 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7205 Nur Hayat Şuara

Zillet içinde yaşayacağımıza İzzet içinde ölelim daha iyidir. yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Şimdi inanç ve birliktelikleri bir olan insanları birbirine kırdırmak gibi bir kavram vardır. Mesela sağ ile solu kapıştırmak şii sünni atışması veya ülkücülerle solu birbirine düşürmek yahut kürt türk kavgası v.s lâkin bunlar tek bir çatı altında toplanmış bir çok birlikteliğe sahip insanlardır.

Bu durumda yapılan tüm tartışmalardan o insanlar zarar görür ve bu işleri alevlendirmek dış güçlerin işi olabilir ve işlerine de yarar. Lâkin dini kavga ve savaşlar böyle değildir.

Bu durumlarda sessiz kalmak ve mutedil davranmak doğru bir davranış değildir çünkü bu yüzyıllardır süren Hak ile batıl kavgasıdır ve insan hangi safta yerini alacağını belirlemelidir.

Hangi olayla bu pimi çekecekler bilmiyorum lâkin gerçekten İslam aleminin başına bir lider lazım artık. Yoksa bütün dünya üzerinde yavaş yavaş müslümanların katledildiğini görmekten öte hiç bir şey yapamıyoruz tüm dünya müslümanlarının birleşmesi gerektiğini ne zaman akledeceğiz bilemiyorum!

Arakanda Müslümanları yaktılar sessiz kaldık. Filistin Kudüs başka vakıa her gün Suriyede Mısırda Irakta binlerce Müslüman kadının ırzına geçiliyor yine Müslümanlar sessiz Doğu Türkistan kan ağlıyor yine Müslümanlar sessiz yavaş yavaş yok ediliyoruz farkında mısınız?

Eğer İslam alemi bu zilletten kurtulmazsa birlik olup güç olmazsa katledildiğimizi ve dünya nüfusu içinde Müslümanların ne kadar azaldığını önümüzde ki on yıl içinde gözlemleyeceğiz! Neyin korkusu bu yahut neyin rahatlığı varsın kopsun kıyamet zillet içinde yaşayacağımıza izzet içinde ölelim daha iyidir! Nur Hayat Şuara

Zillet içinde yaşayacağımıza İzzet içinde ölelim daha iyidir. yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/zillet-icinde-yasayacagimiza-izzet-icinde-olelim-daha-iyidir-7205.html/feed 0 7205
ERKEK OLMANIN AVANTAJLARI… http://www.habermuhtesem.com/erkek-olmanin-avantajlari-7202.html http://www.habermuhtesem.com/erkek-olmanin-avantajlari-7202.html#respond Sat, 16 Mar 2019 11:15:03 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7202 Erkek olmak zordur diyenler bu yazıyı okusun...

ERKEK OLMANIN AVANTAJLARI… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Erkek olmanın zorlukları olduğu gibi kolaylıkları da vardır, sizler için onları sıraladık; Bir erkek isterse en önemli telefon görüşmesini bile 1 dakikada tamamlayabilir. Dışarı çıkmaya hazırlanmak için 10 dakika yeterlidir.

5 günlük bir tatil için tek bir valiz yeterlidir. Hiçbir erkeğin bir kavanozun kapağını açmak için bir başkasına ihtiyacı yoktur. Erkekler soyadlarını medeni hallerine göre değiştirmek zorunda kalmazlar.

Erkeklerin her düşünceli hareketi ekstra ödüllendirilir. Kadınlar zaten düşünceli davranmak zorundadırlar. Bütün aileye hediye almanız yalnızca 45 dakika sürer. Herkese aynı şeyi alsanız bile kimse size “neden böyle yaptın?” demez.

Düşünmüş olmanız sahiden yeterlidir. Erkekler kötü esprilere de gülebilirler. Erkekler yaşlarını gizlemek zorunda değillerdir. Erkekler sokağa yüzlerinin orijinal renkleriyle çıkabilirler. Aklaşan saçlar endişe değil, karizma kaynağıdır.

Berberde kadınların geçirdikleri zamanın onda birine bakımlı saçlara sahip olabilirler. Aynı saç kesimiyle bir ömür geçirebilirsiniz, kimse size bu konuda tavsiyelerde bulunmaya kalkışmaz. Bir erkeğin ayakkabı dolabında başka şeyler için her zaman yer vardır. Üç çift ayakkabı, en fazla 5 çift yeter de artar bile.

Aksesuarlarınız için ayrıca bir dolap yaptırmak zorunda değilsiniz. İsterseniz gömleklerinizi ütüsüz de giyebilirsiniz. Bunun ucu erkeklere dokunmaz, çoğu zaman size şefkat duyulmasına sebep olur. Lafların gideceği yer bellidir.

Erkekler doğadaki avcılık yeteneği ve her şeyi yiyebilmek potansiyelleri sayesinde açlık tehdidinden bir hayli uzaktırlar.
Her hafta temizlik yapmadan da yalnız başlarına yaşayabilirler. Hijyen meraklarının kadınlar kadar ağır olmaması sayesinde erkeklerin bağışıklık sistemleri daha güçlüdür. Kilolardaki küçük oynamalar kolayca dikkat çekmez.

Erkekler birbirleriyle arkadaşlık ederken saatlerce susup oturur ve televizyon izleyebilirler. Kadınların ise konuşacak bir şeyleri mutlaka vardır. Bir cemiyette yada toplantıda sizinle aynı kıyafetleri giymiş biriyle pişti olduğunuzda kriz geçirmek yerine, gidip o kişiyle arkadaş olmayı seçebilirler, kadınların aksine.

Başkalarının yaptıkları dedikodular erkekleri pek de ırgalamaz. Kadınların iğneleyici laflarından etkilenmez, kolay kolay alınganlık yapmazsınız. Genellikle çoğu erkeğin evde kalma korkusu taşıdığı görülmemiştir. Bekarlık sultanlıktır.

ERKEK OLMANIN AVANTAJLARI… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/erkek-olmanin-avantajlari-7202.html/feed 0 7202
GELEN MESAJ (MAİL)… http://www.habermuhtesem.com/gelen-mesaj-mail-7199.html http://www.habermuhtesem.com/gelen-mesaj-mail-7199.html#respond Fri, 15 Mar 2019 20:27:30 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7199 Bu mesajı dikkatli oku...

GELEN MESAJ (MAİL)… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Mesajı dikkatli oku ve, inan sakın moralini bozma; El Kayyum,El Melik, El Mecit, El Vahit, El Ahat, El Samet, El Kadir, El Malik, El Rahim, ALLAH hiç bir zaman yanıltmaz.19 kişiye gönder.İnşallah yarın güzel bir haber alırsın. Göndermessen şanszızlık 9 sene seni bırakmaz. Erteleme bunlar Allah’ın isimleri Allah büyüktür.

SORU DETAYI… “Allah rızası için 10 kişiye gönder bir mucize ile karşılaşacaksın”, gibi mesajlar geliyor nasıl davranmalıyız? Toplu gönderilen bu dini içerikli yazılar absürt değil. Fakat mesajın sonunda “şu kadar kişiye yolla mucize ile karşılaşacaksın yapmazsan başına kötü bir şey gelecek,” deniyor.

İnanmıyoruz tabi ama Allah rızası için diyor, ne yapmalıyız, bu konuda etrafımızdaki insanları nasıl uyarmalıyız CEVAP… Değerli kardeşimiz, Hayır, bu tür mesajları, mailleri göndermemekle kimse vebal altına girmez. Aksine, göndererek bunlara alet olmak, bizi vebal altında bırakabilir.

Bunlar birer tuzaktır, oyundur, hiledir, aldatmadır; Müslümanları meşgul etmektir, hayalperest yapmaktır, hatta inançlarına ve ahlaklarına zarar vermektir. Ayrıca bunların bir çoğunda çeşitli menfaatler veya art niyetler vardır. Özellikle dini içerikli olup, “göndermezseniz başınıza felaketler” gelir denen mailler ve mesajlar, misyonerlerin daha önce mektup yoluyla yaydıkları “Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi” türünde hurafelere benziyor.

Zaten bir kısmının İslam inanç ve anlayıştan ne kadar uzak olduğu, içindeki bilgilerden hemen anlaşılır. Örneğin, “mucizeyle karşılaşacaksınız” diye gönderilen mailler, ne kadar hatalıdır. Zira mucizeler, sadece peygamberlerde görülür.

Diğer taraftan, herkese gönderin şu kadar kişiye gönderin demek, bir takım siyasi, maddi, dünyevi, ekonomik menfaatler de olabiliyor. Bu vesileyle nice kötü emellere alet olunmaktadır. İşin en tehlikeli olan yönüne gelince:

Bu tür mesajların çoğunun, bilinçli İslam düşmanları tarafından uydurulduğunu ve esas hedeflerinin Müslümanların inançlarına ve anlayışlarına zarar vermek olduğunu asla unutmayalım. Örneğin, bu mesajlarda ayetler, hadisler ve Müslüman din alimlerinin sözlerini yazıp sonuna da “bunu şu kadar kişiye gönderirsen mucize olacak, şunu elde edeceksin, şu işin yoluna girecek, istediğin olacak…” gibi onlarca şeyi uydurup eklerler.

Müslüman kardeşimiz, denileni yapınca orada anlatılanlar olmayacak. Böylece Müslümanın kafasında şüpheler, tereddütler, vesveseler meydana gelecek. Allah korusun, böylece, Kur’an, hadis ve alimlerin sözleri güya doğru çıkmamış gibi bir algıya neden olabilecektir. İşin en tehlikeli boyutu işte budur. Özetle, bu tür mailleri hiç kimseye göndermemeli, derhal silmeli, sosyal medyada asla paylaşmamalı, bize gönderen kardeşlerimizi de nazikane, münasip bir üslupla uyarmalıyız.

GELEN MESAJ (MAİL)… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/gelen-mesaj-mail-7199.html/feed 0 7199
MUTLU EVLİLİK REÇETESİ http://www.habermuhtesem.com/mutlu-evlilik-recetesi-7196.html http://www.habermuhtesem.com/mutlu-evlilik-recetesi-7196.html#respond Fri, 15 Mar 2019 20:22:36 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7196 Her gün bir boşanma...

MUTLU EVLİLİK REÇETESİ yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Her gün bir boşanma haberi duymaya alıştık. Büyük bir aşkla evlenip bir kaç ay sonra ayrılanlarla 20-25 yılını bir arada yaşayıp, evli kalıpta boşananlar da artık bizi şaşırtmıyor, sıradanlaştı maalesef. Çevremizde ilk günkü gibi birbirine âşık ve mutlu çift sayısı her geçen gün azalıyor.

İşte böyle mutlu bir evliliğe sahip olmak için, şu küçük sırlara biraz dikkat etmelidir: Niye evlendiğinizi unutmamalısınız! Sevinç ve üzüntülerinizi paylaşmak, hayattan iki katı daha fazla keyif almak için evlendiniz, öyle değil mi? Her işin başı sabır. Çiftlerin aralarında bazı ufak tartışmaların yaşanması elbetteki doğaldır.

Önemli olan tarafların, aynı anda çok sinirli ve fevri hareket etmemeleri lâzım. Eğer eşiniz sinirliyse siz alttan almaya çalışın. Bir daha geri dönüşü olmayan sözlerden ve hareketlerden kaçının. Bir tartışma esnasında o sesini yükseltti diye, siz de sakın bağırmaya başlamayın. Bağırmak hiçbir şeyi çözmeyecektir.

Unutmayın evlilik bir üstünlük kurma yarışı değildir. Sözlerinizin ve ses tonunuzun olumlu, sevgi dolu ve ılımlı olmasına dikkat edin. Yoksa hiçbir işe yaramaz. Eğer tartışmayı mutlaka birinin kazanması gerekiyorsa bırakın bu sefer eşiniz kazansın. Evliliğin bir iktidar savaşı olmadığını bilerek hareket edin.

Hiçbir zaman geçmişte yapılan hataları tekrar tekrar eşinize hatırlatmayın. Geçmiş ders almak için vardır. Onu bırakamazsan geleceğe nasıl bakacaksın. Şimdiye kadar hiç kimse, eskiyi geri getirememiş ve eski hatasını düzeltememiştir. Bir plan yaparken eşinize mutlaka eşinize danışın, onun fikrini alın, ailenize vakit ayırın.

Arkadaşlarınıza daha fazla vakit ayırıyorsanız, eşinize hiç danışmıyor, onun fikrini almıyorsanız, yanlış yoldasınız demektir. Gün içinde, en az bir defa hayat arkadaşınıza güzel bir söz söyleyin. Bana uymaz diyebilirsiniz, önce bunu bir görev gibi yapın, bakın sonrasında nasıl da alışkanlık hâline gelecektir.

Eşinizin sizden güzel bir söz duyduğundaki mutluluğunu fark edeceksiniz. Güveninin asla sarsmayın. Yanlış bir şey yaptıysanız bunu itiraf edin ve özür dileyin. Hata yapmanız, dünyanın sonu değildir. Önemli olan bunu fark etmiş olmaktır. Ama asla yalana başvurmayın, sonu gelmez çünkü.

Evdeki huzurun temel kurallarından biri de; Dışarıdaki insanlara karşı nasıl kibar ve nazik davranıyorsanız, daha fazlasını da ev halkının hak ettiğini unutmayın Bunu onlardan esirgemeyin. Unutmayın ne ekerseniz, onu biçeceksiniz.

MUTLU EVLİLİK REÇETESİ yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/mutlu-evlilik-recetesi-7196.html/feed 0 7196
BABAM VE BEN… http://www.habermuhtesem.com/babam-ve-ben-7193.html http://www.habermuhtesem.com/babam-ve-ben-7193.html#respond Fri, 15 Mar 2019 20:18:39 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7193 Babam neler bilir...

BABAM VE BEN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
4 yaş-15 yaş arası (kademe, kademe): Babam her şeyi bilir. Babam çok şeyi biliyor. Benim babam, senin babandan daha çok şey biliyor. Babam her şeyi bilmiyor olabilir. 15 yaş- 25 yaş arası;

Babamın gençliğinde her şey çok farklıymış. Aslında, babam bu konuda hiçbir şey bilmiyor. Aslında babamın da pek fazla bir şey bildiği söylenemez. Ben de babam kadar biliyorum. Çocukluğunu hatırlayamayacak kadar yaşlı. Babama kulak asma, o artık çağ dışı kaldı. Babam mı? Boş ver onu! o hiçbir işe yaramaz.

25 yaş- 45 yaş arası: Babam bu konuda az da olsa bir şeyler biliyor. Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor. Ama o yaştaki insanın bu konuda bir şeyler bilmesi normal zaten. Bu konuda babamın fikrini alsak iyi olur. Çok tecrübeli. Bir kere daha babamın fikrini sorsam fena olmayacak. Babama sormadan hiçbir şey yapmasam iyi olacak.

45 yaş ve sonrası; Acaba babam bu konunun nasıl üstesinden gelirdi? Ne kadar akıllı ve tecrübeli bir insandı. Babam her şeyi biliyormuş. Babamın yanımda olması ve bu konu hakkında fikir vermesini ne kadar çok isterdim. Onun ne kadar akıllı olduğunu hiç takdir etmemişim. Ondan çok şey öğrenebilirdim. Ahh! Keşke babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim…

15-25 yaş aralığı hariç bir ömür, adam her konuda haklı çıkıyor er ya da geç. İşte insan “hep ben bilirim” diye düşünüp, sonra acı acı öğrenir kim neyi biliyor ama, yine de küçükken o babanın bilge olduğunu düşündüğü zamanları yaşamak istiyor. En azından, güven içerisinde yaşadığı gerçek teslimiyetin ne olduğunu hatırlamak için.

Güzel yaşlardır, babanın kanatları altında, dünyanın vız gelip tırıs gideceği yaşlardır. Bir de “Babam şimdi burada olsaydı, ona sorsaydım, bana akıl verseydi, o her şeyi iyi bilirdi” denilen yaşlar var ki, en çok da, babayı kaybettikten sonra ki yaşlardır.

Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

BABAM VE BEN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/babam-ve-ben-7193.html/feed 0 7193
İNSANA BU KADAR TOPRAK YETER! http://www.habermuhtesem.com/insana-kadar-toprak-yeter-7189.html http://www.habermuhtesem.com/insana-kadar-toprak-yeter-7189.html#respond Thu, 14 Mar 2019 15:25:42 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7189 Sıradan kendi halinde bir çiftçi...

İNSANA BU KADAR TOPRAK YETER! yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sıradan kendi halinde bir çiftçi, yıl boyu çalışır eker biçer ,hayvanlarına bakar, kazancı geçimini idare edecek vaziyettedir, lakin çiftçi daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir diyarda cömert bir Sultanın karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için sultana gidip talebini iletir.

Gerçekten de sultan herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.Çiftçiye “ Hazır ol. Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar kat ettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Çiftçi güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Yürümek ne kelime nefes nefese koşmaya başlar.Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe, biraz daha, az daha derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış.

Geri döner koşar, koşar, ama kendini o kadar paralamıştır ki kesilir takâdi. Halsiz adımlarla yürümeye çalışır, başladığı noktaya daha yaklaşamaz bile ve yığılır yere, daha kalkamaz. Sultan olanları ibretle takip etmektedir. Çok kereler şahit olduğu hadise yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır.

Çiftçiyi bu mezara gömerler. Sultan mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter” Allah(cc) Hadid suresinde şöyle buyuruyor (57/20): “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir.

(Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın (cc) mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.” Aklı başında olan insan, ne dünya işlerinde kazandığına çok sevinir ne de kaybettiklerine çok üzülür.

Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da berâber gidiyor. Sen de yolcusun. Sen de gidiyorsun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde doğmuştur. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücuduna yerleşmeye başlayan hastalıklar, ihtiyarlık alametleri, er yada geç başına gelecek ölümün habercileridir. Seni bir avuç toprak geç olup uyandırmadan evvel uyan…

İNSANA BU KADAR TOPRAK YETER! yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/insana-kadar-toprak-yeter-7189.html/feed 0 7189
Evliliğimizin ilk yılları diğer evlilikler gibi… http://www.habermuhtesem.com/evliligimizin-ilk-yillari-diger-evlilikler-gibi-7186.html http://www.habermuhtesem.com/evliligimizin-ilk-yillari-diger-evlilikler-gibi-7186.html#respond Thu, 14 Mar 2019 11:56:47 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7186 Evliliğimizin ilk yılları diğer evlilikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu.

Evliliğimizin ilk yılları diğer evlilikler gibi… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Evliliğimizin ilk yılları diğer evlilikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu. Biz İslamın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu. Eşimin güzel ahlakına güler güzüne hayrandım. Onsuz zaman geçmiyordu, işteyken fırsat buldukça arıyordum,sesini duyunca da çok mutlu oluyordum.

Konuşmasında içimi rahatlatan bir tesir vardı. Eve gittiğimde beni her zaman güler yüz ile karşılardı, o anda bütün yorgunluğum giderdi. Yemek hazırlarken yardım ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun üzülmesini hiç istemezdim, her ne isterse yerine getirmek için can atıyordum.

Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım. Bir akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım. Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum. İşten geldiğimde kapıyı açmak için bekliyormuş. Selam verip içeri girdim elimi yüzümü yıkayıp sofrayı hazırladık yemeği yedik.

Sana bir şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı, gözlerinin içine bakıyordum, buyur söyle dedim, hamileyim dedi. Ondan sonrasını hatırlamıyorum zaten. Düşüp kalmışım yerde, kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu. Bu habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam.

Akşamları işten eve gelirken artık bebek eşyaları alıyordum. Gece yattığımızda eşimle hep hayal kurap duruyorduk. Çocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi kitabı okumalıydı acaba… İlk önce namaz kitabındaki bilgileri öğrenmeliydi. Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı?

Herkese Lazım olan İmanı mı, yok ilk önce Halifelerin menkıbeleriyle yeşertmeliydi kalbini. Aradan aylar geçmiş ve bir oğlumuz olmuştu, hayatımızdan çok memnunduk. Eşimle her akşam kitap okumaya devam ediyorduk yine. Açıkçası eşim benden çok daha bilgiliydi. Bilmediğimi yada anlamadığımı ben ona sorardım.

Artık eşime üstadem diye hitap ediyordum. O benim hem dünya hem de ahiret saadetim için en büyük vesile idi. Aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü. Eşim her fırsatta sabrı ve şükretmemi telkin ediyordu. Bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın çoğu hastanede geçiyordu, oğlumuza annem bakıyordu.

Ben iş ile hastane arsında vaktimi geçiriyor, oğlumuzu bile çok az görüyordum. Eşimin hastalığı artmış, durumu ağırlaşmıştı. Bir akşam yine işten sonra hastaneye gittiğimde hemşirelerin yüzlerinden yolunda olmayan bir şeyler olduğunu anlamıştım doktor beni kapıda karşıladı başın sağ olsun dedi.

Eşim vefat etmişti. Eşimi diğer gün defnettik. Mezardan o güzel koku gelmeye başladı. Her gittiğimde o kokuyu duyardım. Canım eşim, üstadem vefat etmişti. Söylediği gibi yapmaya çalışıyor sabretmekten başka çare bulamıyordum, her an onu düşünüyordum. Aylar sonra eve girme cesareti gösterdim, her şey onu hatırlatıyordu bana, gözlerim doldu ağlamaya başladım. Balkonda çıkıp sandalyeye oturdum.

Dolunay vardı. Alinin beni aradığı o akşam geldi aklıma.O akşamda aynı dolunay vardı, gözlerimden yaşlar akarak yatağıma uzandım. Rüyamda eşimin mezarındayım, o güzel kokuyu hissediyordum, arkamdan bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm eşim nurlar içinde arkamda duruyordu ve bana “sabret, sabretmek ne güzel şey” dedi. İrkilerek uyandım sabah ezanı okunuyordu ve ben o kokuyu evin içinde hissedebiliyordum. Allahü teala herkese böyle eş nasip eylesin. Amin.

Evliliğimizin ilk yılları diğer evlilikler gibi… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/evliligimizin-ilk-yillari-diger-evlilikler-gibi-7186.html/feed 0 7186
Bir akşamı içim çok daralmıştı… http://www.habermuhtesem.com/bir-aksami-icim-cok-daralmisti-7183.html http://www.habermuhtesem.com/bir-aksami-icim-cok-daralmisti-7183.html#respond Thu, 14 Mar 2019 11:51:35 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7183 . O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı.

Bir akşamı içim çok daralmıştı… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bir akşamı içim çok daralmıştı. O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı. Gözüm dolunayda, cebimden çıkarttım telefonu kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım. Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki. Arayan en yakın arkadaşım Aliydi. beni çağırıyordu.

Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim. Çocukluğumuzdan açıldı konu, sonra, evliliğe geldi. Başımdan geçenleri anlattım. Dertliydim bu konuda. Benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı, sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı. Annemle bir kaç kızla görüşmeye gitmiştim, fakat netice aynı değişen bir şey yoktu, hepsi birer hayal kırıklığıydı benim için.

Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Aradığım gibi bir eş bulmak uzak görünüyordu benim için. Uzunca dinledi Ali sıkıntılarımı. O konuşmaya başladı bu sefer. Evden çıkarken annem dedi bizim mahallede bir kız varmış onunla görüştürmek istiyorlar seni. Yok Ali bundan sonra kolay kolay kimseyle görüşmek istemiyorum dedim. Aslına bakarsan kızda pek istekli değilmiş zaten dedi.

Niye diye sordum. O da birkaç kişiyle görüşmüş daha sonra evlilikten soğumuş iyice. Ertesi gün Ali tekrar aradı, annesinin kıza ısrar edip görüşmeyi kabul ettirdiğini söyleyince bende tamam dedim bir kaç gün sonrasına sözleştik.
Konuyu anneme açtım, gidecektik görüşmeye.

O gün sabah erkenden kalkıp giyindim. İlk defa bu kadar heyecanlıydım. Öğle namazını kıldıktan sonra yola koyulduk annemle. Ali bizi kızın evine kadar götürdü. Kapıyı babası açtı eve buyur etti. Biraz sohbet ettik söz asıl konuya geldi kızın babası; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok sen kızımla konuş bu konuları dedi. Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum.

İlk defa dünyalık bir konu açılmamıştı. Bir odaya aldılar beni sandalyeye oturdum. Odaya kız girdi nurani yüzlüydü ve önüne bakarak konuşmaya başladı. Diğer kızlar gibi bilezikten gelinlikten girmedi konuya. Bana namaz kılıyor musun demedi, öğle namazını kaç dakikada kıldığımı sordu, on beş dakika civarında diye söyledim.

Memnun oldu, sonra birikmiş ne kadar paran var deyince önceki görüştüklerim gibi konuşmaya başlayacak herhalde dedim içimden. 50 bin lira var. Paranın zekatını veriyor musun deyince yanlış düşündüğün için utandım. Evet veriyorum dedim. Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi, güvendikleri tek şeyleri paralarıydı.

Bütün konuşmaları paraya zenginliğe dayanıyordu. Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı. Size ilk sorum namaz oldu çünkü namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelemez. Ailesinin hakkını
gözetir haksızlık yapamaz. Kimseyi hor görmez ve ezmez. Sonra zekatı sordum çünkü o parada fakirlerin hakkı da var. Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez.

Ne kadar doğru konuşuyordu konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye devam etti… Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları gösterdi. Görünce çok mutlu oldum çünkü benim okuduğum gibi Ehli Sünnet Alimlerinin kitaplarını okuyormuş.

Benim ise kıza soracağım bir şey kalmamıştı, ben sormadan her şeyi anlattı bana. Son olarak annemle konuşmak istedi. Annemle de on dakika kadar konuştular içeride, annem çıkınca evden izin isteyip ayrıldık. İki tarafta birbirinden memnun olmuştu. Anneme ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan ilişkilerimi sormuş.

Çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan Allahü Teala razı olmazdı. Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok sevindi. Abdest aldım iki rekat namaz kıldım odamda . Az bir zaman sonra söz kesildi, sonra aileler arasında nişan yapıldı. O günden itibaren düğün hazırlıklarına başlayacaktık artık. Bir Perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık. Nişanlım yanımda öyle masumane duruyordu ki. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu.

Bir insan bu kadar mı mütevazi bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğümden bende onun beğeneceğini düşündüğüm en güzel olan eşyaları almaya çalışıyordum. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapmaya çalışıyordum. Evimizi kendi imkanlarımıza göre israfa kaçmadan gereksiz hiç bir şey almadan döşemiştik her şey çok güzel gidiyordu, düğün günü gelip çatmıştı.

Düğün tam istediğimiz gibi olmuştu. Mahallemizde ki camide hem yemek verdik, kadınlar alt kattaki Kuran kursunda erkekler camini içinde, kuran okundu, bir hocamız vaaz-ı nasihatte bulundu, nikahımız kıyıldı. Her şey İslama uygun düzenlenmişti. Ailelerimizle birlikte İslama uyma titizliğini göstermiştik. Biz İslamın etrafında birleşmiştik. Hayırlı bir işe hayırlarla başladık. O ne der, bu ne der değil ALLAH (CC) ne der dedik, Elhamdülillah…

Bir akşamı içim çok daralmıştı… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/bir-aksami-icim-cok-daralmisti-7183.html/feed 0 7183
BEN SADECE SALİHA BİR EŞ İSTİYORUM… http://www.habermuhtesem.com/ben-sadece-saliha-bir-es-istiyorum-7180.html http://www.habermuhtesem.com/ben-sadece-saliha-bir-es-istiyorum-7180.html#respond Thu, 14 Mar 2019 11:45:37 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7180 Yaş 25 evlilik zamanı geldi...

BEN SADECE SALİHA BİR EŞ İSTİYORUM… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti derken annem açtı yuva kurma konusunu. “Ben sadece saliha bir eş istiyorum gerisi olur” diye düşündüğümü söyledim anneme. Yakın bir akrabamızdan haber geldi. Komşuları çok dindarmış, kızlarının ailesinden daha da dindar olduğunu duyunca sevindim.

Gittik bir görelim görüşelim dedim. İlk ailesiyle konuştum. Hatta ben konuşmadım sürekli onlar konuştu. Ben ise bir şey diyemedim şaşırdım kaldım, Kına gecesinde ve düğünde en iyi müzisyenler olacakmış. Ev dayalı döşeli olacakmış, hemde hepsi en pahalısından.

Araba olacakmış son model hemde. Anne hadi kalkalım diyecektim utandım. Kızla görüştürmek istediler. İslamiyete uygun olarak görüştük..On beş bilezik, en güzel gelinlik(10 bin tl). En büyük düğün salonu. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben Saliha Bir Eş istiyordum sadace. İstekleri bir türlü bitmiyordu.

Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana geldi. Senin isteklerin nelerdir dedi. Ben ise bir an önce kalkıp gitmek istiyordum içim kararmıştı.Tekrar sordu isteklerin nelerdir diye. Hayırlısı olsun dedim kalktım, nezaketle ayrıldık evden. Bir yola çıktık ya, herkes seferber olmuştu, bir hafta sonra amcamdan telefon geldi.

Yan komşuları Serhat amcanın kızı varmış. Çocukluğumdan beri tanırdım kendisini. Tamam dedim amcama geliriz. Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle koyulduk yola, ulaştık evlerine. Sohbet çocukluğumuzdan açıldı, başladı beni övmeye. Derken söz asıl konuya gelmişti. Evladım seni severim maksat gençleri mutlu etmek Allahu tealanın izniyle dedi ve başladı isteklerini saymaya.

O kadar çok şey saydı ki gözlerim açıldı, şaşırmıştım açıkçası. Serhat amca gençleri görüştürelim dedi. Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı. Önceki görüştüğüm kız gibi ne varsa her şeyi istiyordu. Konuşmasını çalan telefonu böldü açıp konuştu kapattı. Tekrar çaldı konuşup kapattı. Sonra tekrar.

Dayanamadım sordum arayan kim diye. Eski nişanlısıymış ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum. Çay bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar. Oturduğun kişi kimdi ki? Çalıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş.

Demek önceden çalışıyordunuz? Evet ben giyim mağazasında tezgahtardım dedi. Beş dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı. Namaz kılıyor musun dedim. Tabi ki her kandil, ramazanlarda teraviye bile gideriz mahallece çok güzel oluyor dedi. Peki örtünmeyi düşünüyor musun dedim.

Ne münesebet benim kalbim temiz, ne kapalılar var sen biliyormusun, ben öyle değilim , ileride belki olabilir dedi. Evlilik amacını sordum. Eski nişanlısı çok rahatsız ediyormuş farklı bir hayat, farklı bir ortam istiyormuş. Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş.

Daha fazla dayanamayıp izin istedim kalktım. Ben sadece saliha bir eş istiyordum. Nezaketle bu evden de ayrıldık annemle. Anneme “Yahu anne amcam beni bilmiyor mu nerelere getiriyor bizi şu düştüğümüz duruma bak” dedim. Annem “oğlum ancan ne bilsin içlerini, onlarla yaşamıyor ya.

O’da yeğenim diye bir şeyler yapmaya çalışıyor senin için.” dedi. Daha sonra öğrendim ki serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş. Gülümseyip, bu gün öven yarın söver dedim içimden. Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Aradan aylar geçmişti. O zaman zarfında birkaç kızla daha görüşmeye gittim annemle.

Fakat netice aynı değişen bir şey yoktu. Ardı arkası bitmeyen istekler, o olmazsa olmaz, bu olmazsa olmaz, dünya malına bir rağbet, o ne der, bu ne der. Hiç Allah(cc) ne der diyen yok. Evlilikten vazgeçmiştim benim gibi düşünen bir eş bulmak bana uzak görünüyordu.”Ben sadece saliha bir eş istiyordum.”

BEN SADECE SALİHA BİR EŞ İSTİYORUM… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/ben-sadece-saliha-bir-es-istiyorum-7180.html/feed 0 7180
BİR TAS ÇORBA İÇİN… http://www.habermuhtesem.com/bir-tas-corba-icin-7176.html http://www.habermuhtesem.com/bir-tas-corba-icin-7176.html#respond Tue, 12 Mar 2019 13:19:00 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7176 Vaktiyle bağdat'ta...

BİR TAS ÇORBA İÇİN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Vaktiyle bağdat’ta yaşayan bir zat rastladığı hiçbir misafire yemek ikram etmeden göndermezdi. Hatta kendisine misafir olup yemeğini yemesi için yalvarırdı.Yaşadığı bir olaydan sonra hiç kimseyi geri çevirmemişti. Bu zat-ı muhterem, akşam yemeğine halifenin davetlisiydi.

Hızlı hızlı saraya doğru giderken önüne biri çıktı. Adam: “Ben yolcuyum. Buranın yabancısıyım. Aç ve yorgunum” dedi. O da: “Ben halifenin davetlisiyim. Gel beraber gidelim” dediyse de adam: “Benim halife ile ne işim olacak. Senin bana vereceğin bir tas çorban varsa ver, yoksa bırak” deyince fazla da ısrarcı olmayıp, saraya doğru yöneldi.

Davetten sonra dönüşte baktı ki, adam bir kenara kıvrılmış uyuyor. Uyandırmak istemedi ve “Sabah uyanacağı vakitte gelir ve karnını doyururum” diye düşündü, evine gitti, yattı ve uyudu. O gece bir rüya gördü. Kendisi bir çöldeydi.

Yüzünden ışıklar saçılan büyük bir kalabalık ve o kalabalığın önünde de daha nurlu bir zat bulunuyordu. Bunların kimler olduğunu sordu. Kendisine: “Bunlar bütün Peygamberlerdir. En önde olan da Resulullah Efendimizdir” (sav) dediler.

Hemen Peygamber Efendimiz’in (sav) elini öpmek istediyse de, “sallallahü aleyhi ve sellem” Efendimiz elini vermedi. Ve buyurdu ki: “Biz, sevdiklerimizden bir tas çorbayı esirgeyenlere elimizi vermeyiz” O halde uyanır uyanmaz hemen akşamki yabancıyı bulmak için koştu. O, henüz kalkmış ve yola koyulmuştu.

Geri çevirmeye uğraştı ve “Ne olur bir tas çorbamı iç” diye yalvardı. Yabancı adam ısrarlara rağmen kabul etmedi ve şöyle dedi: “Senin bir tas çorba vermen için illâ da bütün Peygamberleri seferber mi etmek lâzım? O güçte olmayanlar ne yapacaklar?” Cüneyd-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretlerinin halifelerinden Muhammed Harirî hazretleri nakletmiştir.

Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

BİR TAS ÇORBA İÇİN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/bir-tas-corba-icin-7176.html/feed 0 7176
HAYIRLI MÜŞTERİ… http://www.habermuhtesem.com/hayirli-musteri-7173.html http://www.habermuhtesem.com/hayirli-musteri-7173.html#respond Tue, 12 Mar 2019 13:12:42 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7173 Hâli vakti yerinde olan adam çiftliğinde kazanç için değilde...

HAYIRLI MÜŞTERİ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Hâli vakti yerinde olan adam çiftliğinde kazanç için değilde, hayvanları sevdiği için çeşit çeşit çiftlik hayvanı değişik cinslerden kümes hayvanları bakmaktadır. Sonra yetiştirdiği hayvanların arasına birkaç tane de kaz ilave etmeyi düşünerek, satın almak üzere karşı yakadaki kaz çiftliğine doğru arabasıyla yola çıkar.

Aksilik bu ya, saatlerini iyi bildiği ve hiçbir zaman kaçırmadığı feribotu ilk defa. kaçırır. Sıcak yaz günü bir sonraki feribotu beklemez “neyse, bunda da bir hayır vardır” diyerek kaz alma planını ertesi güne bırakıp geri döner. Dönüş yolunda arabasıyla ilerlerken, karşısına bir kaz sürüsü çıkar.

Ana yoldan köy yoluna geçen kazları arkasından giderse,kendisini mutlaka sahiplerine götüreceklerini düşünerek yavaş yavaş takip etmeye başlar. Sürü önde araba arkada, köy yolunda ilerlerken bir yol ayrımında sürü ikiye ayrılır. Bir grup kaz sağa giderken diğer grup sola doğru devam eder.

Adam bir an tereddüt ettikten sonra, sağa sapan kazları izlemeye karar verir. Kazlar bir süre daha gider ve sonunda ağaçların arasına küçük bir evin önündeki çitlerin arasından geçerek evin bahçesine girerler. O sırada evden çıkan yaşlıca bir kadın kazları karşılayıp kümeslerine kapatır.

Adam bir süre kadını izledikten sonra arabasından iner, onun yanına gider, selam verir ve ” anacığım eğer kabul edersen kazlarını satın almak isterim” der. Yaşlı kadın sesi soluğu çıkmadan, şaşkın bir vaziyette, bakar bakar ve ardından gözlerinden akan yaşlarla “Ben ne zamandır bu kazları satmaya niyetliyim.

Tek derdim, onları satıp içeride aylardır hasta yatan kocamı doktora götürmek, ilaç almak. Ama ne bir yere gidecek halim ne de onları satacak birini bulacak gücüm var. Dün gece sabaha kadar ağlayarak yakardım. Dualarımın kabul olacağını biliyordum. Seni bana Rabbim yolladı oğlum” der.

Adam, yaşlı kadının söylediğinin çok üstünde bir fiyat ödeyerek kazları satın alır. Ertesi gün de oraya bir doktorla beraber gelip kocasını muayene ettirir, ilaçlarını alır ve yaşlı kadının hayır dualarıyla oradan ayrılır. Kaçan bir feribot başka fırsatları yakalayıp değerlendirmeye vesile olmuştur. Unutmayın, her şeyde bir hayır vardır.

HAYIRLI MÜŞTERİ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/hayirli-musteri-7173.html/feed 0 7173
GEÇTİ ARTIK, GEÇTİ… http://www.habermuhtesem.com/gecti-artik-gecti-7170.html http://www.habermuhtesem.com/gecti-artik-gecti-7170.html#respond Tue, 12 Mar 2019 09:49:03 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7170 Yarıda kalan işlerimi aklımda arka arkaya sıralarken...

GEÇTİ ARTIK, GEÇTİ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yarıda kalan işlerimi aklımda arka arkaya sıralarken, kulaklarımı çınlatan bir sesle irkildim, bu ses beynimin en ücra köşelerinde yankılanıyor ve : “Geçti artık, geçti..”diyordu… içimden “Keşke geçmemiş olsaydı.” diyordum.Nasılda başıma geldi o kaza anlamadım ki..? Halbuki yılların şoförüyüm, o kadar da iyi araba kullanırdım.

Gerçekten de bir çok işim yarım kalmıştı. Mesela oğlumun iş yeri daha iyice oturmamış yardımıma ihtiyacı vardı, daha eve alınacak bir sürü eksik, bitmemiş bir sürü ödenecek taksitler vardı. Üstelik kışa az kalmış, çatının işleri vardı, daha odun- kömür alacaktım. Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi.

Çevremde dolaşanların sesini gayet iyi duyuyor ve yüzüm örtülü olmasına rağmen, her nasılsa onları görebiliyordum… “Genç yaşta öldü zavallı”,diyorlardı. “Halbuki yapacak ne kadar çok iş vardı…” Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi sardığını ve içinde bulunduğum tabutun kapağını örtmeye çalıştıklarını fark ettim.

Onları engellemek için avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlıkta kalmış ve gözlerimi tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde: “Aman Allah’ım. Ne olacak şimdi halim?” dedim.

Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara kaldırmış ve sallana sallana götürmeye başlamışlardı. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve yağmur damlalarının sesi, tabutumun gıcırtısına karışıyordu.
Cenaze namazı için camiye gidiyor olmalıydık.

Cami deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına ve her gün 5 defa davet edilmeme rağmen bir türlü vakit bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi 50 yaşına geçince namaza başlayacak ve herkesin şikayet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Evet evet, şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım..

Nasıl olsa yaparız deyip her gün biraz daha erteliyordum. Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini kestiremediğim ses : “Geçti artık, geçti.”diye tekrarladı.. “Bitti artık.” Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Bir süre sonra eğik bir şekilde taşındığımı hissederek, mezarlığa çıkan yokuşu tırmandığımızı anladım.

Yağan yağmurun tabuttaki aralıklardan sızarak kefenimi ıslattığının da farkındaydım. Dışarıda konuşulanlara kulak verdim. Dostlarımın bir kısmı esnaf, piyasadaki durgunluktan, bir kısmı da milli takımın son maçından bahsediyor. Bir başkası “Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli. Sırılsıklam olduk birader..” diye yanındakine fısıldıyordu.

Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar, uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi?
Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan çukura doğru indirdi…

Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım… Aman Allah’ım, bu kabir değil miydi? O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim… Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın üzerimi örtmek için yarıştığını hissediyordum. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün acizliğimle dua etmeye başlamıştım…

“Ya Rabbi, Bir fırsat daha yok mu, senin istediğin gibi bir kul olayım. Ve kabrimi, Cennet bahçelerinden bir bahçeye çevireyim? Aynı ses, her zamankinden daha şiddetli olarak : “Geçti artık, geçti.” diye tekrarladı. “Her şey bitti artık.”

Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu… Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kabus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım yüzümü tokatlayıp, beni ayıltmaya çalışarak:

“Geçti artık, geçti.” diye bağırıyordu. “Geçti, bak hiç bir şey kalmadı.” Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Terden sırılsıklam olmuştum. Dışarıda sağanak halinde yağmur yağıyor, şimşek ve gök gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu.

Etrafımdakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi toparlayıp ellerimi açtım ve dua ettim; “Ya Rabbi sana binlerce şükürler olsun, İyi bir kul olmak için bana bir fırsat daha verdin, ya bir fırsat daha vermeseydin, ben ne yapardım.”

GEÇTİ ARTIK, GEÇTİ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/gecti-artik-gecti-7170.html/feed 0 7170
KOPTUM GÜLMEKTEN… http://www.habermuhtesem.com/koptum-gulmekten-7167.html http://www.habermuhtesem.com/koptum-gulmekten-7167.html#respond Mon, 11 Mar 2019 12:13:55 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7167 Emekli bir polis ağabeyimiz...

KOPTUM GÜLMEKTEN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Emekli bir polis ağabeyimizin anısı: Mersin Tarsus ilçesinde yunuslarda görev yapıyorduk yıl 2000 filan. Bir devlet büyüğümüz ilçeyi ziyarete geliyordu yine ve biz yunuslar şehri ikiye bölen Nato yolu denen yolda güzergah aldık. Bizden hemen bir sonra ki kavşakta görevli olan yunus arkadaşımızın o gün ortağı izinliydi ve tek çalışıyordu.

O yolun ortasın da geniş bir orta refüj vardır. Kenar mahalle olduğu için yolun ortasındaki refüje başıboş bir at gelerek otlanmaya başlamış. Bizim arkadaş ne düşündüyse artık anons etti ” merkez orta refüjde bir at var trafiği tehlikeye düşürebilir.”

Merkez cevap verdi “anlaşıldı efendim gereğini yapın ” bizimki ata hoh, kış filan yapıyor, ellerini kaldırıyor üstene doğru gidiyor ama nafile, at gitmiyor tabi. Ve atı eliyle birazda ayağıyla vurarak refüjden çıkarmaya çalışıyor. Ata vurmasıyla beraber aniden dönüyor bizimkine basıyor çifteyi.

Ve bir feryat bir figan anons geliyor arkadaşımızdan. ” MERKEZ AT DİRENİŞ GÖSTERİYOR, YARDIMCI EKİP GÖNDERİN” Merkez gülmekten epey bir süre cevap veremedi.

Biz yakın olduğumuz için hemen koşturduk tabi olay yerine, güzergahtan sorumlu başkomiser de geldi filan, bizim arkadaş çifteyi yeyince yerde uzanmış yatıyor, silahını çekmiş kalkabilse vuracak atı sinirden. Neyse hep beraber ikna ettik arkadaşı atı kurtardık. O

layın şokunu atlatınca kendine geldi. Sağlık açısından da ısrarla bir problemi olmadığını söyleyince, arkadaşın motorunu ben aldım ve bir ekiple de eve izine gönderdik .

Yıllardır hatırladıkça gülmekten kendimi alamadığım bu olayı yaşatan arkadaşım Sivaslı Atıf’a selamlar sevgiler… Bu paylaşımı beğendiniz mi? Eğer beğendiyseniz arkadaşlarınızla paylaşarak onların da bu paylaşımı okumalarını sağlayabilirsiniz.

Eğer Paylaştıysanız sizlere bir kez daha teşekkür ederiz… Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

KOPTUM GÜLMEKTEN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/koptum-gulmekten-7167.html/feed 0 7167
TAHTTA OTURMANIN ZORLUĞU http://www.habermuhtesem.com/tahtta-oturmanin-zorlugu-7164.html http://www.habermuhtesem.com/tahtta-oturmanin-zorlugu-7164.html#respond Mon, 11 Mar 2019 12:09:09 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7164 Behlül Dânâ...

TAHTTA OTURMANIN ZORLUĞU yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Behlül Dânâ bir gün Hârûn Reşîd’in taht odasını boş buldu ve çıkıp tahta oturuverdi. Bunu gören askerler O’nu kamçı ile dövmeye başladılar. Askerler vurdukça O: “Vah Hârûn Reşîd. Vah Hârûn Reşîd.” diyordu.

O esnâda halîfe geldi ve manzara karşısında donup kaldı. Askerleri uzaklaştırdıktan sonra: “Ey Behlül Dânâ. Bu ne hâldir?” diye sordu. Behlül: “Senin için ağlıyorum. Burada tahtı boş bulup bir an oturdum. Bu kadar kırbaç yedim. Sen ise senelerdir bu tahtın üzerinde oturuyorsun. Hâlin ne olur diye düşündüm.”

Hârûn Reşîd: “Peki ne yapmam lâzım?” dedi. Behlül: “Mademki bu yükün altına girdin. Zulme meyletme. Adalet üzere ol. Böylece tahtında otur” buyurdu. BEHLÜL DÂNÂ’DAN HÂRÛN REŞÎD’E NASİHATLER Behlül Dânâ bir gün halîfe Hârûn Reşîd ile karşılaştı.

Halîfe; “Seni gördüğüme çok sevindim. Uzun zamandır seninle konuşmayı arzu ediyordum” dedi. Hazret-i Behlül gülerek: “Benim böyle bir arzum yoktu” cevâbını verdi. Buna rağmen Hârûn Reşîd kendisinden nasîhat istedi. “Ne nasihatı istiyorsun? Şu sarayına bak, bir de kabirlere bak.

Bunlardan ibret almayan, nasîhat almayan nelerden alır. Hâlin ne olacak, ey müminlerin emîri. Yarın Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden suâl olunacaksın. Bunlara nasıl cevap vereceksin iyi düşün. Bu hesap zamânında aç ve susuz olacaksın, çıplak bulunacaksın.

Orada bulunanlardan sana zerre fayda olmayacak. Perişan hâlin orada meydana çıkacak, başka nasîhatı ne yapacaksın?” dedi. Adâleti ile meşhûr olan Hârûn Reşîd onun nasihatlerinden çok istifâde ettiğini bildirir. Dânâ bulmak her sultana nasip olmaz. Okuduğunuz için Teşekkür ederiz. Okursanız sadece siz faydalanırsınız fakat paylaşırsanız herkes faydalanır. Lütfen 1 kez paylaşın…

Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

TAHTTA OTURMANIN ZORLUĞU yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/tahtta-oturmanin-zorlugu-7164.html/feed 0 7164
YURDUM İNSANINDAN TRAFİK POLİSİ HİKAYELERİ… http://www.habermuhtesem.com/yurdum-insanindan-trafik-polisi-hikayeleri-7161.html http://www.habermuhtesem.com/yurdum-insanindan-trafik-polisi-hikayeleri-7161.html#respond Sun, 10 Mar 2019 10:46:43 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7161 Trafik Polisi...

YURDUM İNSANINDAN TRAFİK POLİSİ HİKAYELERİ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Trafik Polisinin Müthiş Anonsu: Kırmızı ışıkta duruyorum, tek şeritli tenha bir yol .Arkamdan trafik arabası yanaşıyor. Kısa bir süre sonra trafik polisinin müthiş anonsu geliyor: “Yol boş devam et. Boş ver kırmızı ışığı devam et”. Başka kim beni beklediğim kırmızı ışıkta geçirebilir ki, hemen de geçiyorum tabi.

Göstermelik: Birkaç gün önce trafiğin çok işlek olmadığı bir yerde normal olarak kırmızı ışıkta durdum. O an arkama yanaşan trafik polisinin anonsunu aynen aktarıyorum, plakamı söyledikten sonra : “Devam et, devam et. Sanki biz olmasak duracaksın.’

Türk polisi ve UFO: Eveeet, şimdi de Antalya’da UFO gördüğü için polisi arayan vatandaşa “Havadayken yapabileceğimiz bir şey yok, inerse tutuklarız” diyen yurdum polisi için alkış alabilir miyiz? Özrü kabahatinden büyük şoför
Kendisini durduran trafik polisi “kırmızı ışıkta geçtiniz” deyince “uyuyordum görmemişim” diyen yurdum şoförü.

Dürüst polis: Trafik polisi tarafından çevrilir. Ehliyet evde unutulmuştur. İki taraf da “çorba parası” konusunda hemfikirdir ama ben miktarı konusunda karar verememekteyimdir. Cepten 2 adet 20’lik çıkarılıp ruhsatın arasına konur. Polis ruhsatı açar ve ‘bu fazla’ diyerek 20’liklerden birini geri verir. (Şimdiki Polislerimizi tenzih ederiz, bunlar 20 yıl öncede kaldı. Ama varmıydı, kesinlikle vardı. Kamyoncular çok iyi bilir. Uzun yol yapıp da böyle bir şeyle karşılaşmadım diyen çok azdır)

İnançlı polis: Yıllar önce sabahın erken bir saatinde nasılsa kimse görmez diye kırmızı ışıkta geçip sola döndüm ve 50 metre ilerde bekleyen trafik polisine yakalandım. Kırmızı ışıkta geçtiğimi söyleyip ehliyet ve ruhsatı istediğinde “Ama ışık sarıydı” itirazıma sert bir komutla “Yemin et!” dedi. Resmen kalakaldım, insan yalan yere yemin edemiyormuş. Yemin edemediğimi gören sevgili polis kahkahayı basarak “Hadi yırttın, yalan yere yemin etseydin cezayı yazacaktım, bir daha dikkatli ol” dedi ve beni gönderdi.

Kaç!: Öğlen saatleri. Trafikteyim. Kırmızı ışıkta dururken yandaki kalabalığı fark ediyorum. Kulak kesilip durumu kavramaya çalışıyorum.Bir polis otosundaki memur çaprazdan yolun ortasında bir gence sesleniyor. Çocuk yayalara kırmızı yanarken karşıdan karşıya geçmiş, tabii bunu gören polis çocuğa ceza yazacağını beklemesini söylüyor. Çocuk, ‘Herkes geçiyordu ben de geçtim’ gibilerinden kendini savunuyor. Polis umursamaz bir tavırla ekip arabasından inerken, kenardaki yaşlı bir teyze çocuğa bağırıyor “Kaç oğlum kaç, arkanda plakan mı var?”

Polis megafonu: Bir kadın yayalara kırmızı yanmasına rağmen karşıdan karşıya geçmeye çalışırken, 10 metre öteden megafon sesi gelir polisten: “Abla, zaten şişmansın bir de pişman olma.”

Hayırlı Cezalar: Yer İstanbul, Yenibosna. Yenibosna’daki otobüs durağından çıktık ,Avcılar istikametine doğru gideceğiz. Otobüs kısa yoldan yola girebilmek için yasaklı yerden U dönüşü yapıyor. Yurdum polisi görev başında megafon açık ve o anlamlı anons geçiyor. “Otobüsçü. Cezan hayırlara vesile olsun, devam et sen; ben plakana gönderirim nasıl olsa.”

Kendin dinle: Eşimin arabasını aldığım ve içine sigara kokusu sinmesin diye bütün camlarını açtığım anda en sevdiğim şarkının radyoda çalmaya başlaması üzerine radyonun sesini de biraz fazla açıp dolaşırken yurdum polisinden, plakamdan sonra gelen anons:”Müziği kendin dinle! Kendin dinle ya da parçayı değiştir”

YURDUM İNSANINDAN TRAFİK POLİSİ HİKAYELERİ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/yurdum-insanindan-trafik-polisi-hikayeleri-7161.html/feed 0 7161
AKŞAM NAMAZINA GELENLER… http://www.habermuhtesem.com/aksam-namazina-gelenler-7158.html http://www.habermuhtesem.com/aksam-namazina-gelenler-7158.html#respond Sun, 10 Mar 2019 10:42:31 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7158 Her sultan...

AKŞAM NAMAZINA GELENLER… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Her sultan Hârûn Reşîd gibi değildir. Lâkin sultanların yanında bulunan her kişi de Behlül Dânâ gibi değildir. Bir Ramazan günü, Abbasi halifesi Harun Reşid, çok sevdiği Behlül Dânâ hazretlerinden bir ricada bulunur:

“Akşam namazına camiye gittiğinde namaza gelen herkesi buraya getir de onlara iftar verelim.” Behlül Dânâ, akşam ezanı okununca camiye gider. Namaz kılındıktan sonra da beş on kişilik bir grupla Harun Reşid!in yanına giderler. Harun Reşid şaşırır: “Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?

Ben sana namaza gelen herkesi iftara getir demiştim; ama sen beş on kişiyle geldin. O kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.” Behlül Dânâ, Harun Reşid’e şu güzel cevabı verir: Sen, benden camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara getirmemi istedin. Ben de isteğini yerine getirmek için namazdan sonra cami kapısında durup çıkan cemaate hoca namazda hangi sureyi okudu diye sordum.

Bunu da sadece getirdiklerim bildi. Camiye gelen çoktu, ama namaza gelenler bu kadarmış. Çıkarılacak ders: Camiye koşuşan yüzlerce insan görürsün; ama içlerinde namaza gidenler pek azdır. Kafasında dünyalık işlerle orada bulunanlar namaza değil, camiye gelmişlerdir.

ÇARŞI PAZAR AĞALIĞI Behlül Dânâ, bir gün Hârûn Reşîd’den bir vazife istedi. Halîfe Reşîd de ona çarşı pazar ağalığını (denetimi) verdi. Behlül hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı ki, hepsi de normal gramajından noksan geldi.

Dönüp fırıncıya sordu: “Hayatından memnun musun, evinin geçimi nasıl, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?”. Adam her soruya olumsuz cevap verdi.  Behlül Dânâ bir şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajları fazla fazla geliyor, eksik gelmiyor.

Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı. Bundan sonra başka hiç bir yere uğramadan doğru Harun Reşid’in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşid, “Daha demin vazife verdik sana, ne çabuk bıktın?” dedi.

Behlül Dânâ açıklar: “Çarşı pazarın ağası varmış zaten… Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, ceza ve mükâfatları verilmiş, bana ihtiyaç kalmamış.” Çıkarılacak ders: Herkes bir şekilde hak ettiğini bulur.

AKŞAM NAMAZINA GELENLER… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/aksam-namazina-gelenler-7158.html/feed 0 7158
BİZ YANDIK, SİZ YANMAYIN… http://www.habermuhtesem.com/biz-yandik-siz-yanmayin-7155.html http://www.habermuhtesem.com/biz-yandik-siz-yanmayin-7155.html#respond Sat, 09 Mar 2019 12:20:52 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7155 Bir aile...

BİZ YANDIK, SİZ YANMAYIN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bir aile küçük kızlarının başından geçen akıl almaz olayı anlatıyor: Kızımıza aldığımız ilk uçan balonla facianın eşiğinden döndük. Hani şu her yerde açık alanlarda mesire yerleri, parklar, insanların kalabalık olduğu çocukların da çok olduğu yerlerde satılan rengarenk üzerilerinde çeşit çeşit resimler olan bildiğimiz uçan balon…

Çocukların dikkatini çekiyor görünüşleriyle, özeniyor, görünce de illa istiyorlar. Yıllardır hiç almamıştık, tehlikeli olduğunu bildiğimizden değil, nasılsa hiç denk gelmedik, belkide kızımız biraz daha büyüdü ve artık ne istediğinin farkındaydı.

İstedi işte sahilde yürürken gördü, bizde ilk kez aldık, elinde gezdirip “uçan balon” diye bağıran bir satıcıdan. Başımıza geldikten sonra öğrendik ne yazık ki. Normalde uçan balonların hiç bir tehlikesi olmayan helyum gazı ile şişirilmesi gerekiyormuş.

Ama çocukların sağlığını hiçe sayan daha çok kazanma peşinde olan açgözlü vicdansızlar ona da el atmışlar… Başımıza bu kötü olay geldikten sonra öğrendik ki 5 tl ye satılan bu balonları daha ucuza gelsin diye helyum gazı ile değil ,artık nasıl yapıyorlarsa karpit ve lavabo açıcısı kullanarak şişiriyorlarmış.

Ki maliyetleri ucuz olsun. Ve bir bomba gibi ses ve de yanıcılık etkisi varmış. Maalesef bizimki de onlardanmış. Kızımın elinde bomba gibi bir sesle patladı ve ateş topuna döndü. Balonun naylonu ellerine yapışmış alevi sönmüyor saniyeler içinde ellerinde derin yanıklar ve bacağında da yanıklar oluştu.

Allah’tan Ben yanındaydım ve şükürler olsun ki anında müdahale ettim. Ya olmasaydım? Kendi ellerimde oluşan yanıkların sözünü bile etmiyorum. Ellerindeki 2. Dereceden derin yanıklara ilk müdahalesini acil serviste genel cerrah yaptı. Ve söylediği ilk şey “çok şanslıymışsınız ki kirpikleri, saçları da hafif yanmış, gözlerine ve yüzüne bir şey olmamış.” Yani daha kötüsü olabilirdi.

Yüzü gözü yanabilirdi. Üzerinde bir şort ve askılı bir atlet vardı. Elbise türü bir şey olup kıyafetleri alev alıp tutuşabilirdi, daha bir çok kötü senaryo… Ellerinde derin yanıklar olduğu için sinirlerin zarar görme ihtimaline karşın Plastik Cerrahide tedavimiz devam ediyor.

En az 10 gün boyunca da pansumanlarımız devam edecek. Umuyoruz ki bu kötü tecrübenin izlerini ömür boyu taşımak zorunda kalmaz minik prensesim…Tüm anne ve babalar tüm ebeveynler farkında değil bu tehlikenin. Çoğu kişi de maalesef balonlardaki bu tehlikeyi bilmediği için almaya devam ediyor. Lütfen paylaşın herkes okusun çocuklarının minik kucaklarına, ellerine bomba vermesinler…

BİZ YANDIK, SİZ YANMAYIN… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/biz-yandik-siz-yanmayin-7155.html/feed 0 7155
HİÇ KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KALMAZ… http://www.habermuhtesem.com/hic-kimsenin-yaptigi-yanina-kalmaz-7152.html http://www.habermuhtesem.com/hic-kimsenin-yaptigi-yanina-kalmaz-7152.html#respond Sat, 09 Mar 2019 12:13:11 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7152 Abbasi halifelerinden Harun Reşid...

HİÇ KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KALMAZ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Abbasi halifelerinden Harun Reşid, sarayının bahçesinde yürürken kokusu, görünüşüyle dikkatini çeken bir gül fidanını çok beğenir. Özel bakıma alması, o gül fidanına itina ile gözü gibi bakması için bahçıvanı çağırtıp, emir verir. Bahçıvan işi gücü bırakıp o fidanın üzerine titremeye başlar, ne var ki, sakınan göze çöp batar kâbilinden, aynen de öyle olur.

Bir sabah bahçıvan gelip bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, gülün yapraklarının hepsini gagalayarak yere düşürmüş,tek yaprak bırakmamış gülün başında. Bahçıvan korku içinde koşar halifeye: “Sultanım, üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş, tek yaprak bırakmamış gülün başında.”der,

Harun Reşid, telaş etmeden cevap verir:”Üzülme efendi ” der, “bülbülün yaptığı yanına kalmaz.” Rahat bir nefes alan bahçıvan işine döner, bir gün bakar ki, bir yılan yaprakları düşüren bülbülü yakalamış, yutmak üzere, otların arasında kayıp gidiyor. Heyecanla yine halifeye gelir: “Sultanım bülbülü bir yılan yakalamış, yutarken gördüm” der,

Sultan yine telaşsız: “Merak etme efendi” der, “yılanın yaptığı da yanına kalmaz.” Bahçıvan yine işine döner, bir ara bahçede çalışırken otların arasında aniden yılanla karşılaşır. Hemen elindeki küreğiyle üstüne indirerek yılanı orada öldürür. Yine koşarak O’nu haklı çıkarırcasına durumu anlatır: “Sultanım, bülbülü yakalayan yılanı ben de bahçede otlar arasında yakalayıp küreğimle öldürdüm” der.

Harun Reşid yine sakin: “Bekle efendi bekle” der, “senin de yaptığın yanına kalmaz.” Nitekim çok geçmez bahçıvan olmadık hatalar yapar, saray ahâlisinden gelen şikayetler üzerine yakalayıp halifenin huzuruna çıkarırlar, cezalandırılmasını isterler; Halife emrini verir: “Atın bunu zindana.”

Hemen yaka paça zindana doğru götürürken geriye dönen bahçıvan şunları söyler:”Sultanım, bülbülün yaptığı yanına kalmaz dediniz, onu yılan yuttu. Yılanın yaptığı yanına kalmaz, dediniz, onu da ben öldürdüm. Şimdi benim yaptığım da yanıma kalmıyor, sen zindana attırıyorsun. Herkesin yaptığı yanına kalmıyor da seninki yanına mı kalacak?

Demek sen de bana yaptığının karşılığını bulacaksın, öyle ise gel sen bana yapma ki bir başkası da sana yapmasın.”
Harun Reşid, “Doğru söyledin, bırakın bahçıvanı, çiçekleri sulamaya devam etsin.” Diyerek affeder. Derler ki: “Sultanımız, yaptığı yanına kalır”

“Hayır” der,” kimsenin yaptığı yanına kalmaz, en ağır şekliyle ahirette ödemeye tehir edilir” Evet,kimsenin yaptığı yanına kalmaz, bunda hiç şüpheniz olmasın. Yanına kaldı sanılanlar daha ağırıyla ahirette ödemeye tehir edilirler. Kimse görmedi sanırsan da Allah (cc) her şeyi görüyor. Ne var ki, gafil insan bunun da farkına varamaz yaptığı yanına kaldı sanır…

HİÇ KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KALMAZ… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/hic-kimsenin-yaptigi-yanina-kalmaz-7152.html/feed 0 7152
Bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun bir yerinde… http://www.habermuhtesem.com/bir-arastirma-gezisi-sirasinda-atlas-okyanusunun-bir-yerinde-7149.html http://www.habermuhtesem.com/bir-arastirma-gezisi-sirasinda-atlas-okyanusunun-bir-yerinde-7149.html#respond Sat, 09 Mar 2019 12:07:52 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7149 Bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun bir yerinde...

Bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun bir yerinde… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun bir yerinde, çığlıklar atan binlerce göçmen su kuşunun havada daireler çizerek uçtuğunu belirli bir bölgece konakladıkları görülür. Bu bölgede yüksek sesle çığlıklar atan farklı türlerdeki bu kuşların kimilerinin oldukça yorgun oldukları gözlenmiştir.

Kuşların neden bu bölgede mola verdikleri ise çözülemeyen bir merak konusu olmuştur. O bölgede ki balıkçılar da yıllardır bir anlam veremedikleri bu olaya tanık oluyorlarmış.

Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların neden burada birleştikleri daha sonra anlaşılmıştır. Bu olayın yaşandığı yerde bölgede yaşayan insanların bile hatırlayamayacağı kadar uzun bir zaman öncesinde bir ada varmış.

Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, meydana gelen bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüş. İnsanların, yok olduğunun bile hatırlamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez “dinlenme” durağıymış.

Kuşlar yaratılıştan gelen içgüdüsel ve kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için okyanusun ortasındaki adaya geliyorlarmış ama olması gereken yerde adayı bulamayınca, bitkin bedenleri ile bir müddet bölgede kalıp yollarına devam ediyorlarmış.

Söz kendini toparlamaktan açılmışken sizin hiç “kendinizi toparlayacağınız” bir adanız oldumu? Yaşamın uzun yollarında acaba, sizin de bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi?

Bir gün yerinde bulamadığınızda ise, hayal kırıklığına uğrayıp, yinede yolunuza devam etmek zorunda kaldınız mı? Sizin durup , soluklandığınız ve kendinizi toparlayabildiğiniz bir ada gibi, kaç dostunuz var? Durup, sığınmak ve kendilerini toparlayabilmek için size ihtiyaç duyan kaç dostunuz için siz bir adasınız?

Bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun bir yerinde… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/bir-arastirma-gezisi-sirasinda-atlas-okyanusunun-bir-yerinde-7149.html/feed 0 7149
Çocuklar Büyüklerin Ayak İzlerini Takip Eder… http://www.habermuhtesem.com/cocuklar-buyuklerin-ayak-izlerini-takip-eder-7146.html http://www.habermuhtesem.com/cocuklar-buyuklerin-ayak-izlerini-takip-eder-7146.html#respond Thu, 07 Mar 2019 15:22:22 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7146 Davranış, sözden güçlüdür...

Çocuklar Büyüklerin Ayak İzlerini Takip Eder… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Davranışa dönüşmeden bir değer ifade etmeyen bilgi peşindeyiz hepimiz. Eğitim ve öğretimde ne zaman öğretime verdiğimiz önemi eğitime de verirsek aslında gerçek başarı budur. Eğitim bir değerdir aynı zamanda. Değerler ise anlatılmaz yaşanır.

Hiçbir anne, baba, öğretmen ve idareci çocuğunun, öğrencisinin kötü olması için uğraşmaz, bütün toplumsal çabalar aksine iyi bireyler yetiştirmek içindir. Ama nafile. Çünkü çocuk gördüğünü yaşar. Zira çocuklar ileriye attığımız oklardır. Okun nereye atarsan oraya gidecektir. O oku atan biziz.

Eğer doğru yere gitmiyorsa sorun büyüklerin örnekliğindedir. Prof. Dr. Necati Cemaloğlu’nun değer konusunda neler söylediğini dikkate almak gerekir: “Çocuklara değer kazandırmak istiyorsanız, değerlere uygun yaşamanız gerekir. Çocuğunuza söz veriyorsanız, sözünüzü tutmanız, dedikodu yapma diyorsanız, başkaları hakkında konuşmamanız gerekir. Çocuğunuza vergi vermenin bir vatandaşlık vazifesi olduğunu anlatıp, çanta alırken, satıcıya: Fiş almazsak kaç TL olur? Sorusunu soruyorsanız, değerleri kazandırmamak için çaba sarf ediyorsunuz demektir.”

“Öğretmen olarak öğrencilere ders anlatırken değerleri anlatıyor fakat derse 10 dakika geç giriyorsanız, derste ders dışı faaliyetler yapıp, dersi kaynatıyor ve dersten erken çıkıyorsanız, öğrencilere değer kazandıramıyorsunuz anlamına gelir. Çünkü öğrenciler sizin tutarlı olup olmadığınıza bakar ve ona göre eylemde bulunurlar.

Derste öğrencinin öğrenme hakkından çalarsanız, öğrenci müteahhit olduğunda demirden, çimentodan, iş adamı olduğunda vergiden, esnaf olduğunda teraziden, çalışan olduğunda raftan çalmaya başlar. Bu süreç bir domino etkisi yaratır. Hırsızlık, ahlâksızlık yayılır ve üst değer olur.”

“Amerika’da Stanford Üniversitesi’nde sınavlarda gözetmen bulunmaz. Öğrencilerden birisi gelir, öğretim üyesinden kağıtları ve soruları alır, arkadaşlarına dağıtır ve hep birlikte sınav olurlar. En son kalan öğrencileri kağıtları toplar ve öğretim üyesinin odasına gidip kağıtları ve diğer sınav dokümanlarını teslim eder. Bu öğrenciler mezun olduktan sonra yüksek ücretle ve saygın şirketlerde iş bulabilirler.

Bu öğrenciler içerisinde kopya çeken olmaz mı? Zaman zaman kopya çekmeye teşebbüs eden öğrenciler olur. Diğer öğrenciler ona şöyle söyler: Hey sen… Kopya çekerek Stanford Üniversitesinin diplomasını almak için çaba sarf eden arkadaş. Bu dünyada seninle aynı diploma ile yaşamak istemiyorum.

Sonuç, kopya çeken öğrenci üniversiteden atılır. Bizde bu işler nasıl mı olur? 40 öğrencinin başında 2 gözetmen bekler. Gözetmenler kopya çektirmemeye özen gösterirler. Bazen öğrenciler topluca kopya çeker ve öğretmen, mühendis, hemşire olurlar. Sonra ne mi olur? Kopya çekerek öğretmen olana kendi çocuğunu verip, onu eğitmesini, kopya çekerek mühendis olanın yaptığı binanın depremde yıkılmamasını bekler.”

“Kötülük gördüğümüzde elimizle, gücümüz yetmiyorsa dilimizle, buna da gücümüz yetmiyorsa kalbimizle buğzetmemizi” buyuruyor Peygamber efendimiz (sav). “Ağaç yaşken eğilir” ata sözünden hareketle biz büyükler, ilk önce bu çocuklara değerlerimizi yaşayarak ve örnek olarak öğretmeye çalışsak fena olmaz, hatta iyi olur.

Çocuklar Büyüklerin Ayak İzlerini Takip Eder… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/cocuklar-buyuklerin-ayak-izlerini-takip-eder-7146.html/feed 0 7146
BACADAN ÇIKAN İKİ ADAM http://www.habermuhtesem.com/bacadan-cikan-iki-adam-7143.html http://www.habermuhtesem.com/bacadan-cikan-iki-adam-7143.html#respond Thu, 07 Mar 2019 11:29:40 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7143  

BACADAN ÇIKAN İKİ ADAM yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bacadan çıkan iki adam vardır bu iki adamdan hangisi yüzünü siler cevabı yazımızda… Genç bir adam, talebe yetiştiren, İslâmi ilimler üzerine ders veren büyük imamlardan birini ziyaret ederek, İslam’ın tüm inceliklerini öğrenme isteğini dile getirir… İmam sorar: “Arapça biliyor musunuz?”

Hevesli öğrenci: “Evet hocam, ayrıca İngilizce ve Fransızcam da var” diye cevap verir. “Peki İslam felsefesi hakkında bilgin var mı?” “Hayır, ama üniversitede felsefe okudum. Aristo ve Sokrates mantığı üzerine geniş araştırmalar yaptım. Şimdi de İslam felsefesi üzerine çalışarak eğitimimi tamamlamak istiyorum.”

İmam, delikanlıya bu yolun çok uzun ve meşakkatli olduğunu, İslam felsefesini öğrenmeye henüz hazır olmadığını söyler. “Ancak” diye ekler… “Mantık konusunda sizi sınayabilirim. Eğer sınavı geçerseniz, size İslam felsefesini öğretirim”

İki parmağını kaldırır,”İki hırsız bacadan süzülerek bir eve girer. İçeri girdiklerinde birinin yüzü temiz, diğerinin kirlidir. Sence hangisi yüzünü siler?” “Kirli olan,” der delikanlı heyecanla.

“Yanlış. Basit bir mantık. Yüzü kirli olan, temiz olanı görür ve kendi yüzünün de temiz olduğunu düşünür. Yüzü temiz olan ise, kirli olanı görür ve kendi yüzünün de kirli olduğunu düşünür. Yani yüzünü silen yüzü temiz olandır”
Delikanlı çok etkilenir. “Çok akıllıca, ama beni bir daha sınayın.” der.

İmam aynı soruyu tekrarlar. Delikanlı, “Yüzü temiz olanın yüzünü sildiğini zaten söylediniz”der. “Yine yanlış” der imam… “Mantık çok basit… Yüzü kirli olan temiz olanı görür ve kendi yüzünün de temiz olduğunu sanır. Yüzü temiz olan, kirli olanı görür ve kendi yüzünün de kirli olduğunu sanır. Kirli yüzlü adam, temiz olanın yüzünü sildiğini görünce, o da yüzünü siler”

Delikanlı, “Bu da akıllıca.” der, “Hiç düşünmemiştim… Ama beni bir kez daha sınamanızı istiyorum.” İmam, aynı soruyu tekrar sorar. Delikanlı bu kez uyanık davranır: “İkisi de yüzünü siler.” “Yine yanlış.” der imam…

“İkisi de yüzünü silmez. Mantık basit: Yüzü kirli olan, temiz olana bakar ve kendi yüzünün temiz olduğunu sanır. Yüzü temiz olan ise arkadaşının kirli yüzünü görür ve kendi yüzünün de kirli olduğunu sanır. Ancak, yüzü temiz olan, yüzü kirli olanının yüzünü silmediğini görünce o da yüzünü silmez. Dolayısıyla ikisi de yüzünü silmez”

Delikanlı umutsuz bir halde, “Ben İslam felsefesini ve mantığını öğrenecek niteliklere sahibim, beni son kez sınayın.”der. İmam aynı soruyu sorar. Delikanlı, “İkisi de yüzünü silmez.” der.

“Yanlış” der imam. “Anlayamadığınızın artık farkında mısınız? Bu işin bu kadar kolay olmadığının? Bacadan giren iki adamın birinin yüzü temiz, diğerinin yüzü kirli olabilir mi? İlk başta bunu düşünemezsen Mantık ne işe yarar ki?”

BACADAN ÇIKAN İKİ ADAM yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/bacadan-cikan-iki-adam-7143.html/feed 0 7143
KRAL VE OĞULLARI http://www.habermuhtesem.com/kral-ve-ogullari-7140.html http://www.habermuhtesem.com/kral-ve-ogullari-7140.html#respond Thu, 07 Mar 2019 11:21:28 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7140 Kralın oğulları...

KRAL VE OĞULLARI yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Vaktiyle geniş ve zengin topraklara sahip bir ülkenin kralın üç erkek çocuğu vardır. Zamanı gelince onlardan biri, onun yerine tahta geçecekti. Fakat kral bu seçimde zorlanıyordu; çünkü her üç oğlu da aklı başında cesur, ayrıca farklı meziyetlere de sahiptiler. Üstelik üçüz, yani aynı yaştaydılar.

Kral en sonunda ne yapması gerektiğini bir bilgeye danıştı ve onun önerisine uymaya karar verdi. Üç oğlunu da yanına çağırıp her birine birer torba dolusu çiçek tohumu verdi. Bir sefere çıkacağını, uzun süre, belki birkaç yıl sonra dönebileceğini, bu tohumları onları sınamak için bıraktığını söyledi ve ekledi:

“Döndüğüm zaman tohumları geri vereceksiniz. İçinizde onları en iyi kim saklamış, korumuş, muhafaza etmiş ise benim yerime tahta geçecek.” Birinci oğul şöyle bir mantık yürüttü: “En iyisi bu çiçek tohumlarını çelik bir kasaya kilitlemek. Babam geri döndüğünde aynı şekilde veririm, böylece ne çalınır ne de kaybolur”

İkinci oğul tohumları, kardeşi gibi kilitlerse çürüyüp öleceklerini düşünerek götürüp sattı, eline geçen parayı bir kenara sakladı. “Babam döndüğünde gidip yenilerini satın alır, taptaze geri veririm.” diye düşündü.

Üçüncüsüne gelince, O bütün tohumları sarayın bahçesine ekti. Aradan üç yıl geçti ve nihayet kral seferden döndü. Birinci oğlu kasayı açıp çürüyüp kurtlanmış ve kururmuş tohumlarla karşılaştı. O şekilde tohumları verdi.Kral “Bunlar benim sana verdiklerin olamaz, bunlar ölmüş, onları iyi muhafaza edememişsin” diyerek kızar.

Oğlu, aynı tohumlar olduğuna yemin ettiğinde ise tohumları ziyan ettiği için mazeret kabul etmemiş. İkinci oğul çarşıya gidip yeni tohumlarla geri gelir. Babasına ne yaptığını anlatır. Kral tohumlara baktıktan sonra, “Bunlar benim bıraktıklarım değil, ama kardeşinden biraz daha iyi düşünmüşsün.Yine de beklediğim bu değildi.” der.

Kral üçüncü oğlunu görüşmeye çağırırken kara kara düşünmeye başlamış.”Ya o da bir yanlış yaptıysa, ya o da yeterli değilse; ülkeyi ben öldükten sonra kim yönetecek?` diye Babasının huzuruna gelen üçüncü oğlu onu sarayın bahçesine çıkarttı ve kral burada binlerce çiçek, ve kokularıyla karşılaştı. Oğlu hemen söze başlayıp babasına şunları söyledi: “İşte bunlar bana verdiğiniz tohumlar babacığım.

Üç yıl boyunca onlara baktım, Döktükleri tohumları tekrar ektim ve binlerce oldu. Bu yıl da dökecekleri yeni tohumları bana verdiğinizin yüz kat fazlasıyla hemen size vereceğim.” dedi. Kral ve vezirleri artık emindi. Böylelikle yerine kimin geçeceği, ülkeyi teslim edeceği emin eller belirlenmiş oldu.

KRAL VE OĞULLARI yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/kral-ve-ogullari-7140.html/feed 0 7140
Liseye Yeni Başlayan Öğrenciler… http://www.habermuhtesem.com/liseye-yeni-baslayan-ogrenciler-7137.html http://www.habermuhtesem.com/liseye-yeni-baslayan-ogrenciler-7137.html#respond Tue, 05 Mar 2019 15:46:28 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7137 Lise'de Mantık Dersi...

Liseye Yeni Başlayan Öğrenciler… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Liseye yeni başlayan öğrenciler o yılın ders programlarında yeni bir ders olduğunu fark ederler. İlk defa karşılaştıkları bu dersin adı mantıktır ve derse de Mim Kemal Öke’nin genç ve eski hâlini anımsatan iri gözlüklü, kibarca az saçlı, bıyıklı bir öğretmen girer.

Kısa bir tanışma ve nihayet ilk mantık dersi başlar. Hoca şevkle anlatmaya başlar; ” Mantık Nedir? Konusu açısından bakıldığında mantık kavramları önermeleri ve çıkarımları bunların doğruluk koşullarını inceleyen bunları sembolleştirerek aralarındaki geçerlilik ve tutarlılık gibi ilişkileri çözümleme ve denetlememizi sağlayan bir bilim olarak tanımlanabilir.

Mantığın ders kitaplarında doğru düşünmenin kurallarını inceleyen bir disiplin olarak tanımlandığında görürüz. Bu tanımda “doğru düşünme” tamlamasına dikkatinizi çekiyorum. Şöyle ki, mantıkçılar doğruluğun iki türünden söz eder; biri “bilgi doğruluğu” diğeri de “mantık doğruluğu” diye geçer.

Mantık doğrusu ya da akıl doğruluğu denilen doğruluk çeşidi bize doğaya ilişkin nesnel ve fiziksel dünyada var olan ilişkin herhangi yeni bir bilgi vermez; ancak mantık doğrusu dediğimiz doğru aslında bilgisel doğruluğun da ön koşulunu oluşturur.

Bu şu demektir: mantıksal olarak çelişik olan bir bilgi ya da fikrin doğal-fiziksel gerçekliğe uygun olması, yani doğru olması zaten mümkün değildir. İşte tam burada da karşımıza Mantık ilkeleri denilen ilkeler çıkar: özdeşlik, çelişmezlik, üçüncü halin imkansızlığı gibi ilkeler.

Mantıkçılar iki türlü “doğru”dan söz ederler. Bunlardan biri bilgi doğrusu, diğeri mantık doğrusudur…” Hoca 15- 20 dakika nefessiz konuştuktan sonra hızını alamadığının farkına varır. Çıt çıkmayan sınıfta tüm öğrenciler tabiri caizse “ne anlatıyor bu ya” dercesini bön bön bakmaktadır.

Hoca baktı ki bir yere varamayacak, konuya başka bir yerden girmeye karar verir; “Çocuklar mantık bize ne öğretir? Her şeyden önce ben size bunu anlatayım.” Hoca, kendisine merak ve şüpheyle bakan öğrencilerine:

“Mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür. Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum” der ve bir soru sorar ; “Farz edin ki maden ocağından iki insan çıkıyor. Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki ise kömür karası içinde. Bunlardan hangisinin yıkanması lâzımdır?”

Öğrenciler, hiç tereddüt etmeden: “Elbette kirlisi, üstü başı kirli olan” diye cevap verirler. Öğretmen nihayet kısa bir açıklama ve anlatma yolu bulduğunu hissederek tebessüm eder: “İşte çocuklar, mantık bu soruya cevap vermeden önce şunu sorar,-Nasıl olur da bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken diğerininki kirli olabiliyor?”

Liseye Yeni Başlayan Öğrenciler… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/liseye-yeni-baslayan-ogrenciler-7137.html/feed 0 7137
ABDESTSİZ NÖBET TUTMAYAN ASKER http://www.habermuhtesem.com/abdestsiz-nobet-tutmayan-asker-7134.html http://www.habermuhtesem.com/abdestsiz-nobet-tutmayan-asker-7134.html#respond Tue, 05 Mar 2019 15:20:17 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7134 Sultan İkinci Abdülhamid Han...

ABDESTSİZ NÖBET TUTMAYAN ASKER yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Sarayda gece gündüz nöbet tutan hassa askerleri vardı. Bu nöbetçilerin geleneksel olarak geceleyin sık sık gür bir seslenişleri yankılanırdı etrafta: – Kimdir o? – Kim var orda?

Hiç kimse yoktur aslında ama onlar sanki birilerini görüyormuş gibi, belli aralıklarla hep seslenirlermiş… Böylece devamlı uyanık durduklarını ve vazife başında olduklarını duyururlarmış. Ayrıca bu askerler her saat başı nöbeti başka arkadaşlarına devrederlermiş. Bir gece, yine nöbet yerinden sesler duyulmaya devam eder.

– Kimdir o? – Kim var orda? Aradan 1 saat geçmesine rağmen, yine aynı ses bağırır: – Kimdir o? – Kimdir var orda?..
Padişah’ın dikkatini çeker. Bu ses, bir saat geçtiği halde değişmemiştir. Halbuki her saat başı nöbetçi değişmelidir. Bir müddet bekler ve tekrar sese dikkat kesilir, ses önceki sestir.

Nöbetçi niçin değişmemiştir? Sultan Abdülhamid Han, hemen ilgilileri çağırtır ve durumu öğrenmek istediğini söyler. Çünkü kendisine karşı düzenlenmiş müthiş bir bombalı suikasttan kıl payı kurtulmuştur. Ve bu olay daha çok yenidir. Acaba yine bir Ermeni oyunu mu tezgâhlanıyor?

Biraz sonra saatinde değişmeyen nöbetçi, Padişah’ın huzurundadır. Heyecan ve korku ile yüzü yerde beklemektedir. Padişah sorar: – Sen kaç saattir nöbettesin? – Bir buçuk saate yaklaştı, Hünkârım. – Niçin saat başında vazifeni devretmedin? – Hünkârım, benden sonraki arkadaş rica etti, onun yerine de nöbet tutuyorum.

– Niçin? Neden usulü çiğniyorsunuz? O yiğit Mehmetçik utançla indirir mübarek başını. Ürkekliği iyice artar, söylemek istemez. Fakat Padişah’ın ısrarı üzerine şöyle konuşur: – Padişah’ım, benden sonraki nöbetçi ihtilâm olmuş. “Ben bu halde iken Halife-i Müslimîn’in korunmasında vazife alamam.

N’olur, sen benim yerime de nöbet tut, sonra da ben senin yerine tutarım” dedi. Ben de kabûl ettim. Mehmetçiğin bu inceliği Sultan Abdülhamid Han’ın çok hoşuna gider. Sabahleyin hemen gusülsüz nöbet tutmayan askeri huzuruna getirtir. Geceki davranışından duyduğu memnuniyetini ifade eder.

ABDESTSİZ NÖBET TUTMAYAN ASKER yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/abdestsiz-nobet-tutmayan-asker-7134.html/feed 0 7134
70’li – 80’li Yıllarda Büyümek… http://www.habermuhtesem.com/70li-80li-yillarda-buyumek-7131.html http://www.habermuhtesem.com/70li-80li-yillarda-buyumek-7131.html#respond Mon, 04 Mar 2019 15:56:11 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7131 Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın?

70’li – 80’li Yıllarda Büyümek… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
1.- Arabaların arkasında emniyet kemeri, kafalıkları,ve kesinlikle hava yastıkları yoktu. 2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi. 3.- Bebek beşikleri, yatakları ve oyuncaklar renkliydi.Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı. 4.- Elektrik prizlerinde koruyucu, evlerde kaçak rolesi yoktu. Araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicilerinin üzerinde, çocuk kilitleri yoktu…

5.- Kasksız, koruyucusuz bisiklete biniliyordu. Daha doğrusu kask falan yoktu. 6.- Steril su şişeleri yoktu, damacana suyu büyük şehirlerde vardı, o da her yerde değil. Bunlar hariç her türlü kaynaktan bahçe hortumu, umumi çeşmelerden su içiliyordu. 7.- Oyun ve ev birbirinin zıttı kavramlardı. Oyun sokakta mahallede arkadaşlarla olurdu. Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı, hava kararmadan önce eve dönmekti.

8,- Cep telefonu yoktu, ne cep telefonu evlerde bile telefon yoktu, hatta bir lükstü. hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz… 9.- Okul öğlen bitiyordu. En güzeli sabahçı olmaktı. Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı. Zatende ne yapsak kendi kendimize yapardık, kimsenin kimseye kastı olmazdı. Hiç kimse de şikayetçi olmazdı. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.

11.- Bütün arkadaşlarımızın evi kendi evimiz gibiydi. Biri ne yerse herkese de aynısından verirdi annelerimiz. Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı, çünkü hep dışarıda oynardık, koşardık yorulurduk aktif olarak… 12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu. 13.- Playstation, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 399 kablolu kanalımız, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, tabletlerimiz, Internet de Chat imkanımız yoktu. Onun yerine arkadaşlarımız vardı bolca, okul arkadaşları, mahalle arkadaşları.

14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmayarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk. 15.- Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında
psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.

16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Basitçe o okul yılını tekrarlıyordu. 17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz, başarılarımız, görevlerimiz vardı ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.

Evet dışarıda, o acımasız korkunç dünyada. Korumamız olmadan, nasıl mümkün oluyordu bu? Bir ağaca tırmanmanın nasıl bir şey olduğunu bilmeyen, düşüp dizini yaralamanın nasıl olduğunu bilmeyen şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimize “nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalabildiniz? diyerek bakacaklar, belkide sıkıcı bulacaklar. Fakat bizler çok güzel ve mutlu yaşadık.

70’li – 80’li Yıllarda Büyümek… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/70li-80li-yillarda-buyumek-7131.html/feed 0 7131
Hız Limiti… http://www.habermuhtesem.com/hiz-limiti-7128.html http://www.habermuhtesem.com/hiz-limiti-7128.html#respond Mon, 04 Mar 2019 09:35:01 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7128 Adam arabasıyla...

Hız Limiti… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Adam arabasıyla hız limitinin 50 olduğu meskun mahalde 73 ile gidiyordu ve son iki ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Radarı fark etmediği için kendi kendine kızıyor ve nasıl bu kadar şanssız olabilirim diye söyleniyordu. Arabasını sağa çekti.

Trafik Polisi elinde defteri ile arabanın yanına geldi. Bu Polis çok iyi tanımasa da aynı apartmanda oturup arada karşılaşıp selamlaştığı komşusuydu. Bu sebeple iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu cezadan daha kötü ve utanç verici bir durumdu. Hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için durdurulduğunda, memurun kapı komşusu çıkması.

Polis memuru “Merhaba . Birbirimizi böyle görmemiz çok ilginç” deyince. “Merhaba, beni eve giderken yakaladın. Son günlerde eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir çok az görüyor. Ben gittiğimde uyumuş oluyorlar. Ayrıca bu akşam yemeğini hep beraber yiyelim diye kararlaştırmıştık, o yüzden biraz hızlı gidiyordum galiba.

Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?” diye cevap verdi. “Evet ne demek istediğinizi anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum.” diye tekrar cevap verdi Polis memuru ve arabada beklemesini söyledi. Adam beklerken kendi kendine “Eyvah.. Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Gene cezayı yedik” diye düşünürken, polis not defterine bir şeyler yazıyordu.

Adamda birden jeton düştü ” Neden benim ehliyetimi ve araba ruhsatını istemiyor ki” diye düşünmeye başladı. Memur arabaya yaklaştı açık camdan içeri bir not uzattı ve gidebileceğini söyledi. Adam bir anda sevinmişti. En azından komşuluğumuz bir işe yaradı diye. Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu:

“Sevgili komşum, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken bir araba çarpması sonucu kaybettik. Sebep ise aşırı hız idi. Çok hızlı olduğu için şoför direksiyon hakimiyetini kaybetmiş ve kaldırıma çıkmış, biz yürürken gözümüzün önünde kızımızı ezmişti. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı.

3 yıl hapishane cezası aldı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabilecekti. Ama ben.. Bizim için kızımızı tekrar koklayıp, öpebilmek hayal oldu. Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Normal bir kaza olsaydı belki zamanla başarabilirdim, ama sırf onun keyfi süratli araba kullanması kızımın hayatına mal oldu ve hâlâ kızımı düşünüyorum.

Hız sınırını aşan bir sürücü görünce her seferinde yaşadığım olayı hatırlıyorum. Lütfen dikkat et.” Adam bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş ve sakince aracını kullanarak evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı.

Hayat çok değerli, sürekli dikkat etmek gerekir. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster. Hiçbir zaman unutma, istediğin kadar araba satın alabilirsin, ama insan hayatını ne satın alabilirsin, ne de geri getirebilirsin.

Hız Limiti… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/hiz-limiti-7128.html/feed 0 7128
NİNENİN RAHMETLİ EŞİNE MEKTUBU http://www.habermuhtesem.com/ninenin-rahmetli-esine-mektubu-7124.html http://www.habermuhtesem.com/ninenin-rahmetli-esine-mektubu-7124.html#respond Mon, 04 Mar 2019 07:55:02 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7124 Yaşlı kadının mektubu...

NİNENİN RAHMETLİ EŞİNE MEKTUBU yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Son günlerde bir surat bir surat ki gelinde, çayımı bile yarım dolduruyor bey. Allah’tan artık kulaklarım ağır işitiyor da ne söylediğini anlayamıyorum, ama farkındayım hissediyorum bana söylendiğini, elinden gelmeyenin dilinde olduğunu, yakında o da olursa hiç şaşmam. Beni bu evde istemiyor artık.

Hey gidi günler hey. Oğlunu bilirsin vur ensesine al lokmasını, iki arada bir derede garibim ne yapsın. Bana artık gizli gizli gelinin görmez yanından sarılıyor. Eee ana bu atsa atılmaz, satsa satılmaz. Dün gece uyurken sessizce gelip öptü beni oğlum. Nasıl ağırıma gitti bir bilsen.

Yasaklar dönemi başladı artık. Oğlum eskiden akide şekeri getirirdi, artık getiremiyor, yasak. Dişlerim de yok ya, yerken güya garip rahatsız edici sesler çıkarıyormuşum, çocuklar iğreniyormuş. Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı. Üstelik seninle konuşuyormuşum diye yıllardır duvarda asılı olan resmini de kaldırdı. Ama koynumda sakladığım resminden haberi yok.

Yinede beddua etmem, edemem bey, oğlumun karısı, torunlarımın anası. Hiç unutmam köyden yeni gelin getirdiğimiz zamanları. O hürmet, o saygı, neredeee, şimdiki hâlini görsen hayal bile edemezsin. Geçen konu komşu bir sürü insan toplandılar. Yanlarında oturmayayım konuştuklarını duymayayım diye beni odaya kilitledi, düşünebiliyor musun kendi evimde sığıntı oldum.

Gelenleri zil çaldıkça pencereden gördüm. Ne konuştuklarını duyamadım ama küçük torun söyledi.”Babaanne annem söylerken duydum, babamı ikna etmiş, önümüzdeki ay seni düşkünler evine yatıracaklarmış. Orası uzak mı? Niye gidiyorsun ki” Torunum farkında değil olanların.”Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur” derler ya, işte halin nicedir dersen böyledir.

Seninle bir ömür geçirdiğim evimden ayırmasınlar beni, akide şekeri de istemem, çocuklar masal da anlatmam, bu odada oturur vallahi dışarıda çıkmam, sesimi de çıkarmam ne olur ayırmasınlar beni evimden. Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde ellerinin izi, bastonun duvarda asılı.

Yaşayamam, nefes alamam, sana ait anılardan uzat ne yaparım ben. Velhasıl istemiyorlar beni artık istemiyorlar işte. Hani diyorum bir çağırsan da gelsem yanına, yoksa sen de mi unuttun beni bey?

NİNENİN RAHMETLİ EŞİNE MEKTUBU yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/ninenin-rahmetli-esine-mektubu-7124.html/feed 0 7124
Genç çift yıl boyunca çalışmaktan yorulmuşlar… http://www.habermuhtesem.com/genc-cift-yil-boyunca-calismaktan-yorulmuslar-7119.html http://www.habermuhtesem.com/genc-cift-yil-boyunca-calismaktan-yorulmuslar-7119.html#respond Sun, 03 Mar 2019 16:00:35 +0000 http://www.habermuhtesem.com/?p=7119 Genç çift...

Genç çift yıl boyunca çalışmaktan yorulmuşlar… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Genç çift yıl boyunca çalışmaktan yorulmuşlar, şöyle sessiz sakin, şehrin stresinden gürültüsünden uzak bir tatil yapmaya karar vermişler. İnternetten araştırıp sonunda deniz ve ormanın iç içe olduğu, özellikle de teknolojiden uzak bir adadaki tatil köyünde yer ayırtmışlar. Ancak kadının işleri uzadıkça uzamış.

Sonunda nasıl olsa yer ayrılmış, parası ödenmiş, önden birinin gidip, diğerinin de bir kaç gün sonra katılması en uygun çözüm olmuş. Nihayetinde adam yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır.

Odasına yerleşirken bir de bakar masanın üzerinde bir bilgisayar vardır. Hemen karısına mail atmaya karar verir. Fakat yazmış olduğu mesajı yanlışlıkla başka bir adrese gönderir.

Tamda bu sırada çok farklı bir yerde genç bir kadın trafik kazasında elim bir şekilde kaybettiği kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür, en yakın akraba ve dostları da kendisini yalnız bırakmamıştır. Sessiz bir ortamda otururlarken içerideki odadaki bilgisayarına gelen mail uyarı sesini duyar.

Arkadaşlarından geldiğini düşünerek içeri geçer. Maili okuyunca bayılarak olduğu yere düşer. Koşarak gelen kız kardeşi onu baygın halde görüp hemen yardım etmeye çalışır, ne olduğunu anlamaya çalışırken ekrandaki mesajı görür ve şok vaziyette okur;

KİME: Sevgili Karıma KONU: Yeni Ulaştım Hayatım benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Burada bilgisayar var, herkes sevdiklerine mail gönderebiliyor. Buraya yeni ulaştım kaydımı yaptırdım ve yeni yerleşiyorum.

Burada her şey tamda bir kaç güne senin de buraya geleceğin düşünülerek hazırlanmış. Ha unutmadan söyleyeyim, şimdi yeni uygulama başlamış, seni arayıp, soracaklarmış, hangi yolla gelmek istediğini senin tercih etmen gerekiyormuş, bu konuda da çok şanslısın. Gelmeni, seninle bir an önce buluşmayı dört gözle bekliyorum. Not: Burası çok sıcak haberin olsun.

Genç çift yıl boyunca çalışmaktan yorulmuşlar… yazısı ilk önce Haber Muhteşem üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.habermuhtesem.com/genc-cift-yil-boyunca-calismaktan-yorulmuslar-7119.html/feed 0 7119