Haber Muhteşem

Yağmur olağanca hızıyla yağıyordu…


Kızının Evleneceği Adamın Babasını Görünce Dehşete Düştü, Çünkü O Adam…
19 Ağustos 2019 - 11:30 'de eklendi ve 18873 kez görüntülendi.


Yağmur olağanca hızıyla yağıyordu Şemsiyesini kampüste unutmuş olan genç kız hızlı adımlarla otobüs durağının kabinine sığınmak için hızlı adımlarla yürüyordu.Tam otobüs durağına yaklaşmak üzereydi ki bir genç şemsiyesini kızın üstüne doğru tuttu.Kız kibarca delikanlıyı reddedip teşekkür ederek otobüs durağının kabinine geldiğini ve kabine gireceğini söyledi.

Uzun bir zaman otobüs durağında hiç konuşmadan ara ara bakıştılar biri tıpta okuyordu öbürü de mimarlıkta okuyordu.Hiç konuşmamış olsalar da ikisini oldukça etkilemişti ve bir daha bir daha karşılaşabilmek adına her gün aynı otobüs durağına aynı saatte gelmeye başladılar ikisi de aynı otobüse biniyor otobüsten inecekleri yere de sadece gözleri ile konuşarak varıyorlardı ikisi de çok gençti birbirleri ile konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman almış olsa da en sonunda konuşmayı başarmışlardı.

0

İkisi de aslında her zaman o durağı kullanmıyorlardı fakat o ilk karşılaşmadan sonra ikisi de o durağı kullanmayı tercih ettiklerini gülerek birbirlerine itiraf ettiler.Sevgileri ve aşkları her gün büyüyor adeta birbirlerine kenetlenmiş iki yürek haline geliyorlardı.

Bir süre sonra sevgilerini ailelerine açmayı kararlaştırdılar. Bir akşam delikanlı ailesini alıp sevdiği kızın evine hem tanışma babında hem istemeye gittiler kızın babası ve annesi delikanlının babasını görünce dehşetle gözlerini açtılar lakin kızları üzülmesin diye belli etmemek adına anne ile baba birbirlerine bakışmakla yetindiler kızı her ne kadar sevdiği delikanlının gelişiyle heyacanlanmış olsa da annesi ile babasının tepkisi gözünden kaçmadı.



Delikanlının babası da şaşkınlık içinde hiç bir şeyi belli etmeden onlara gösterilen salona doğru ilerledi.Kahveler içildi,çaylar içildi, ikramlar yenildi ve asıl meseleye gelindi delikanlının babası Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kızı ailesinden istedi.Kızın babası düşünmeleri gerektiğini ve onlara zaman tanımalarını rica etti fakat istenmeye gelinmeden önce bu şekilde konuşulmadığından genç kızla delikanlı şaşkınlık ve birazda üzgün olarak belirsiz gözlerle ailelerini izliyordu.

Delikanlının ailesi müsaade isteyip kalktıktan sonra kızın babası kızını kenara çekerek bak güzel kızım dedi asla böyle bir şeyle karşılaşmayı ne annen ne ben nede sanırım ki delikanlının babası beklemiyordu sevdiğin delikanlının babası annen benle evlenmeden önceki nişanlısıydı.

Şimdi bu durumda senin bu aileye gelin gitmen ne derece doğru olur yada bu evliliğin bize getireceği olumsuz sonuçları ne kadar engelleyebiliriz .Genç kız uzun süre konuşmadan üstündeki şoku atmayı bekledi sonra baba ben onu çok seviyorum yıllar önce kapanmış gitmiş bir meseleyi problem gibi görmek istemiyorum size katılıyorum oldukça zor bir durum ama ben gerçekten ona aşığım ve onu bırakmak istemiyorum bu konuyu halletmek size kalıyor..Babası kızının itiraz edeceğini beklemediği için önce sakince anlattığı ses tonu birden hiddete bürünerek itiraz kabul etmiyorum o aileye seni gelin vermem devamlı o adamı görmeye katlanamam dedi.



Kızla babasının konuştukları odaya annesi yavaşça girdi kızının yanına sokulup saçlarını okşamaya başladı evladım biz seni anlıyoruz ama sevdiğin delikanlının anne ve babasından aldığım izlenim kadarıyla sanırım eşi benimle daha evvel nişanlı olduğunun bilmiyordu çünkü kadında olumsuz hiçbir tepki yoktu.

Hatta sen bu çocuğu seviyorsan bu sebebi söylemeden ondan ayrılmalısın belki onun ailesinde ciddi problemler olabilir belki eşine söylememiştir DEYİNCE KIZ FARKLI AÇIDAN DÜŞÜNMEYE BAŞLADI ÇÜNKÜ DELİKANLIYI ÖLESİYE SEVİYOR VE ONUN üzülmesini istemiyordu.Ertesi gün delikanlıyla genç kız her zaman buluştukları sahilde görüştüler kızın yüzünün asıklığından delikanlı bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.

Ne oldu bir tanem diye sordu kız eğer sevdiği gencin annesi de bu olayı biliyorsa ona ne oldu bir tanem diye sormaması gerekiyordu bu olaydan annesinin babasının ilk nişanlısı olduğunu annesinin bilmediğini anladı yani evlerinde böyle bir konu geçmemişti ki ona neyin var diye soruyordu..Kız delikanlıyı üzmemek için ailem daha evlenmemi istemiyor tahsilimin devamını yurt dışında tamamlamam için beni yurt dışına göndermek istiyorlar ve bu evliliğe karşı olduklarını söylediler.

Bu yüzden çok üzgünüm bir tanem ama ayrılmamız gerekiyor dedi.Delikanlı sen benimle dalgamı geçiyorsun ne demek ayrılmak falan yurt dışında okuyacaksan da evlenip beraber gider okuruz bu evlenmememiz için mazeret mi dedi.Kız neler dediyse delikanlıyı ayrılmaya ikna edemedi en sonunda ailemi çiğneyemem onlar bu evliliğe sıcak bakmıyorlar ailemi dinlemek zorundayım deyip sahilden ve delikanlının yanından hızlı adımlarla uzaklaştı.

Kız ayrı istikamete oğlan ayrı istikamete doğru giderlerken ikisi de ağlayarak evlerine vardılar delikanlı evlerine vardığında harap bir haldeydi babası oğlunun halını görünce bir şeylerin ters gittiğini ve oğlunun eski nişanlısının kızı olduğunu öğrendiğini düşündü ve delikanlı daha bir şey demeye kalmadan babası çok üzgünüm oğlum bunu benden duyman gerekiyordu ama sanırım sevdiğin kızdan duydun dedi delikanlı bilinmeyen gözlerle babasına bakıp ne duymam gerekiyordu baba dedi?

Babası bilmiyorum peki bu halin ne diye sordu delikanlı zaten çok üzgün olduğu için babasının omuzlarına yapışıp baba ne duymam gerekiyordu diye bir daha tekrarladı babası kollarına yapışmış oğlunu iterek sevdiğin kızın annesinin eski nişanlım olduğunu deyince oğlan bütün gerçeği anladı hemen odasına çekilip kıza telefon açtı fakat üst üste on defa aramasına rağmen telefon açılmıyordu. Hızlıca ceketini giydi ve apar topar evden çıkarak ilk karşılaştıkları otobüs durağına doğru koşturmaya basladı evet muhakkak orada olmalı diye koşarak otobüs durağına verdi ve gerçekten kız otobüs durağında banka oturmuş boş gözlerle etrafını seyrederken delikanlıyı gördü.

Delikanlı koşturarak kıza sarıldı ve bir tanem gerçeği öğrendim benden uzaklaşmana gerek yok ben üzülmeyeyim diye söylemedin bunu biliyorum dedi kızda çocuğun öğrendiğini anlamış sana her zaman söylüyorum senin için gerekirse ölürüm ama senin üzülmene kıyamam dedi delikanlı ama sen benden uzaklaşırsan benim daha çok üzüleceğimi bilmiyor musun diye ekledi. bak canım ben seni kalbimle duyuyorum burada olduğunu nasıl tahmin ettim iş de bizim aşkımız basit bir aşk değil işte böyle yürek aşkı dedi birbirlerine sarılıp her şeyin üstesinden geleceklerine söz verdiler ve ailelerindeki tüm engelleri aşarak evlenmeyi başardılar inanılmaz mutluydular oğlan tıbbı bitirmiş doktor olmuş kızda mimarlığı bitirmiş kendine çok güzel bir ofis açarak çalışma hayatına başlamışlardı.. önlerine çıkan her turlu zorluğu beraber göğüsleyip hep mutlu olmayı bilmişlerdi…

Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü. Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek,bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler. “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep… Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama.

“Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı.” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı. Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık.” Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar hava alanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu.

Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut.” Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere. Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki.

Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği. Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya geziyorlar “Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.

Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı. Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın… Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle.

İlk celsede boşandılar. Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti. Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.

Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.

Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.

Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…” Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu… Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”,

“Senin için ölürüm derdin hep,doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın… Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: “Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım….”

Derleyen Nur Hayat Şuara

Tavsiye Kitap – Mutlaka Okumalısınız…
Elhamdülillah Ne Güzel Kelamdır Kitabını; https://www.kitapyurdu.com/kitap/elhamdulillah-ne-guzel-kelamdir/505664.html


Her gün paylaştığımız haberler, faydalı bilgiler, ibretlik hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız
  • aşağıda yazan BEĞEN butonuna basın ve Facebook sayfamızı beğenin...
  • Sayfamızı Beğendiğiniz İçin Teşekkür Ederiz.
Etiketler :

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER